BURHANEDDİN KANLIOĞLU - DUA'DAN AYRIL/MA/DAN

DUA


“Bıçak soksan gölgeme,
Sıcacık kanım damlar.
Gir de bir bak ülkeme,
Başsız, başsız adamlar.

Ağlayın su yükselsin,
Belki kurtulur gemi,
Anne seccaden gelsin,
Bize dua et emi.”


Necip Fazıl Kısakürek

Yukarıdaki iktibas ettiğim şiiri ezbere yazdım. (ezbere yazmamım öyküsü mühimdir.) Galiba ilkokul ikinci sınıfa gidiyordum. Ve resmi bir bayramın müsameresi için okulda şiir okumakla görevlendirilmiştim. Evde celalli celali şiirle ezber ve prova yapadururken babam yanıma geldi. Elime Necip Fazıl’ın çile kitabını tutuşturdu. “DUA” şiirini açtı ve muhabbetle “Önce bu şiiri ezberleyeceksin.” Dedi. Aynı gün şiiri ezberledim. Defalarca babama okudum. Babam her seferinde daha celalli okumamı istiyor ve ben her seferinde babamın isteğinin bir fazlası gerçekleştiriyordum. Tabi bu durum babamın daha da hoşuna gidiyordu. Dua denilince aklıma ilkin bu hikaye geldi. Necip Fazıl ‘Dua’ adını verdiği şiirde dahi var olan yamuk sisteme, sistemin yamuk adamlarına veryansın ederken, söz ‘anne ve duaya’ geldiğinde bize ‘duayla’ ‘merhameti’ hatırlatıyordu…

Dua kula kulluğun olmadığı bir düzenin, bir muazzam yapının, bir insani varoluşun en yegane delili ve göstergesidir.

Müslüman bir kimsenin duası “Rahman ve rahim olan Allah’a” diyerek, güven veren bir telkinle başlamaktır. Düşünsenize, inanan ve inanmayan herkese merhamet edeceğini söyleyen ve inanını yine merhametiyle kuşatacağını bildiren bir yaratıcıya el açmak, O’ndan dilemek… Bu iman sahipleri için ne büyük lütuftur.

Dua dilemekle eş anlamlı gibi görünüyor. Fakat duanın ardı yine merhametin tecellisi. Dünya’da enikonu bir şekilde, emrolunduğun gibi dosdoğru olamıyorsun.

Mesela hemen öte yanında; bir zalim, bir masum Filistinliye, adı Hanzala olan bir Filistinliye, zulüm ediyor ve sen olduğun yerde kalakalıyorsun… Bir taş alıyorsun mesela yerden, sonra bütün pozitif kurallar kafanı didikliyor atamıyorsun binlerce kilometre ötedeki o taşı o zalime… Sonra, yine binemiyorsun o uçağa, Kudüs’e giden her ne vasıtaysa işte, binemiyorsun… Ve “dur zalim” diyemiyorsun ve o Hanzala yüzünü sana dönemezken, (belki de yüzü tanınmayacak haldedir, bir zalim kan revan içerisinde bırakmıştır) sen kalakalırken, öylece kalakalırken bir anda dilleniverirsin. Ve dua edersin… Bir mecburiyet hissidir belki de bu. Bir çaresizlik… Ya da yapabileceğin tek eylemin duadır. Ve duan artık bir harekettir. Bir an için duanda adetullahın değişmesini istersin. Zalimin zulmünün tükenmesini, merhametin bu dünyada anında tecelli etmesini dilersin. İstersin işte…

Sonra görünenin ardındakini düşünürsün ve duanda birer Furkan doğan olmayı istersin. Onun gibi delikanlı, onun gibi yürekli, onun gibi tertemiz işte… Sonra acizlik hissi kaplar yine seni…

Düşünsek ya bir, bütün bu hikayenin içerisinde duayı çektiğimizi…

Bomboş olmak… Kaybolmak…

Zor. İnanmayanın işi hakikaten zor…

yazmaya / eylemeye / harekete devam…

BU YAZI İLK KEZ 2012 YILINDA mufiddergisi.com ADRESİNDE YAYINLANMIŞTIR.

Yorumlar

Müfîd Ne Demektir?

İfâde eden, meramı güzel anlatan. Mânalı, mânidâr. Faydalı, faydayı mucib olan. Mütâlâsından istifade olunan.