BURHANEDDİN KANLIOĞLU - HALKA RAĞMEN HALKÇILIK, DAĞILIN!

Yetmiş milyon nüfuslu bir ülke ve 1,5 milyar nüfuslu bir ümmet.
Ve kendilerini bir nüfus sayımına tabi tutmayan ‘Aydın’lar/Bilgiçler…

Son zamanların problemli bir sınıfı olarak değil, geçen zamanların ilginç sınıfıdır aydın.

Aydın toplumdan (malayani: sürüden) ayrı takılan, icap ederse de o toplumun başına geçecek olan, yönlendirecek olan kişidir. Bu Platon’da da böyledir. Marx’ta da böyledir.

Örneğin Marx, sınıfsal bir yapının olmaması gerektiğini iddia edip, ilkel komünal toplum evresine giden bütün süreçleri ‘yönetecek’ olan kişiyi ‘aydın’ olarak tayin ederken, ilkel komünal toplum everesine geldiğinde aydının adı ‘kabile şefi’ olarak değişecektir. Tutarsızlık üzeri tutarsızlık…

Burada Marx’ın paradigmalarının tutarsızlığı değil; aslolan meselemiz, özellikle bilgiç sınıfın serinde her daim var olan halka ve ümmete derin hor bakıştır.

Bohem kültür, aydın sınıf[1], aristokrasi ve bürokrasi kendini halktan ayrı tutuyor. Çünkü çok basit bir ifade şekliyle ‘halk bilmiyor’.

Ve işte bu yeni düzene göre bilmeyen insandır cahil olan.

Modern zamanlar, ‘bilgi’ dediğimiz şeyi bilgeliğin ölçütü olarak ortaya koyuverdi. Ve ‘cahil’e tanımı bu zaviyeden bilgiyle biçti. Oysa modern zamanlarda ‘bilgi’ olarak addedilen şeylerin birer malumat olduğu gözden kaçarken, özellikle ontoloji, ahlak ve değer alanlarının bireyin, birey olarak varoluşuna etkisi vahim bir şekilde yadsındı.

Şöyle ki, nükleer bombayı üreten ‘Bilim İnsanıyken’ ‘Aydınken’ Nagazakili’ler cahil birer tarım işçisiydi.

Giriş cümlelerimize dönelim; kendi topraklarına batı kafa merkeziyetçiliği ile ‘orta doğu’ nitelemesinde bulunan aydınlar, son evrede Müslüman toplumların cehaletle süründüğünü konu edindiler. Ve acıdır, hep aynı modern zırva penceresinin milli eğitim dayatmalarında, cehaletle sürünenin, geçmiş varlığımız olduğu iddia edildi .

Ve yine ilginçtir; dünya genelindeki sosyalist yığınlar, yani etimolojik tabiriyle halkçı olan ideolojik ve yönetimsel yapılar[2] daim kendi halkını cahil gördü.[3] Geçmişin ve özellikle bugünün sosyalistlerine baktığımızda ‘feodal toplumlarda’ diyerek başlayan cümlelerinde, halkı halk yapan kendi iç dinamiğini kabullenmeme, beğenmeme ve bununla da yetinmeyerek bir karşı çıkış söylemi ve eylemi gerçekleştirme yolunda olduklarını görürüz.

Türkiye’yi kuran güçlerin bir entelektüel kadro değil, birer militalist kadro olduğunu ufak tarih malumatlarımızdan dahi bilebiliyoruz.

Bu nedenledir ki yeni devletin kültürel dinamik unsurları milital aydın sınıfı tarafından hayata geçirilmiştir. Bu hayata geçiriliş kime karşıydı? Tabiki cahil topluma. Bariz örnek istiklal mahkemeleridir. İstiklal mahkemelerinin kuruluş gerekçesi cahil halkı dize getirebilmektir.

Peki, niçin bu ‘cehaletle’ resmen savaş? Cevap açıktır: halk için.

Güzel.

Tam da şu an bulunduğumuz noktadan ufak bir bakış gerçekleştirirsek; Türkiye’deki genel anlamda sol fraksiyonların[4] halka; bir sürü üzere giden, bir halttan anlamayan, uyuyan, hep bir öğreticiye aydına ihtiyaç duyan(ya da duyması gereken), aciz, yobaz ve işte cahil bir topluluklar kümesi olarak baktığını görürüz. Yazık ki bu bakış, hiçbir zaman kendi eylemlerine üzerine gerçekleştirilmemiştir.

Ve bütün bu tür vak’alar oladururken aynı fraksiyon tarafından ümmet hor görüldü. Müslüman olmak ve Müslümanca yaşamak birer cahillik ibaresi addedildi. Oysa ümmete örnek gösterilen, dikkatinizi çekmeliyim -överek yahut yerilerek- örnek gösterilen refah devletlerin her biri kan kusucuydu ama cahil değillerdi.

Son kertede şu fark edilemiyor. Bangladeş’te fakir ama mesud ve ahlaklı ve kan dökmeyen ve ontolojik varlığının bilincinde ve değeri keşfetmiş halklar var ama modern anlamda ‘bilgiye’ sahip değiller.

Ve birileri teoride ve pratikte onları cahil addedip, modern dayatma düzenleri geliştiriyorlar; niçin?

Halk için…

Halka rağmen, halk için!

[1] Kastedilen aydın sınıf, kendi kendisini aydın olarak gören sınıftır,
[2] Sosyalizm tanımlamasıyla kurulan devletler ve bununla birlikte sivil yapıların çoğunluğu…
[3] Castro dahi onlarca yıl, teknik gelişimi halkına değil yönetimine zarar verebileceği düşüncesiyle, kendi halkına ambargo uyguladı.
[4] Buna cumhuriyet tarihindeki dün ve bugün ki söylemleriyle CHP’yi de dâhil ediyoruz.

BU YAZI İLK KEZ 2012 YILINDA mufiddergisi.com ADRESİNDE YAYINLANMIŞTIR.

Yorumlar

Müfîd Ne Demektir?

İfâde eden, meramı güzel anlatan. Mânalı, mânidâr. Faydalı, faydayı mucib olan. Mütâlâsından istifade olunan.