BURHANEDDİN KANLIOĞLU - BİR YARADIR "MODERN", BİR MERHEMDİR "AHLÂK", BİR MESELEDİR "MODERN MÜSLÜMAN"

Geleceğin felsefesinin en mühim ve en çaplı uğraş alanının ahlak ve değer felsefeleri olacağını düşünüyor ve ön görüyoruz.

Bu ön görümüz spekülatif durmuyor, yeteri derecede makul görünüyor. Zira “dünyanın git gide kararan bu portresinde” ahlak ve değer alanları dışında –diğer bütün her şeyin tüketilmiş ve sonuna kadar yıpratılmış olması bizlere üzerine ‘eyleyeceğimiz’ başka bir mecra da bırakmıyor.

Zira insan doğası gereği ‘tavır’ sahibi bir varlık olduğu için de her ne olursa olsun iyi ya da kötü, küçük ya da büyük, doğru ya da yanlış kendi zamanının varlığı, bir parçası veya enikonu eyleyeni oluveriyor. Hasılı adem; insan olmak bakımından insanlığını-dünyaya karşın tavrını- ahlakla, ‘insanca’ ihdas etmiş oluyor.

Hal ve çerçeve böyle olunca, ahlakın ve değerin diğer bütün meselelerin–kastımız felsefenin meseleleridir- ahvalinden farklı olarak, daima ‘şen olma’ durumlarından mülhem sadece gelecek için değil geçmişte de efkâr vadeden bir yapısının varlığını rahatlıkla konu edinebiliyoruz.

Elbette özelde bizi Müslümanın ahlakı ilgilendiriyor. Hatta ne yalan söyleyeyim konu benim için “gelecek, Müslüman ve ahlak” olduğu vakit derin ve altından kolayca kalkılması güç bir efkâr yumağı halini alıyor. Bir de bütün bu kavramların başına ‘modern’ koymuşsanız tamam… Şahsım adına bütün bu meseleler, içinden çıkılmaz bir hale evrilmesi bir tarafa, başlı başına bir problem, dert, yara ve hatta kızgınlıkla dolu bir bütün oluyor.

Geçmişteki bahislerimizde ‘modern’ algılarımızdan bahsetmiştik.

O halde; Moderne dair kast halinde olduğumuz her ama her şeyin ahlaki meseleler ve sıkıntılar olduğunu rahatlıkla söyleyebiliyor, görebiliyoruz.

Durum “modern Müslümanın ahlakı” olduğunda, meselemiz daha da çetrefilli bir hal alıyor. Dünyaya karşı tavrını daha en başında ‘Müslüman’ sıfatıyla koyduğunu/koyması gerektiğini iddia eden yahut çalışan Müslüman, kendini, modern hayatın bir fiil çarpık figürü olarak buluveriyor…

Dünyadaki bütün insanlık çevreleri adedince düşünelim; kendi içinde çelişen ve moderne ayak uydurmak için kendinde takiye kültürünü açığa çıkaran/yahut zorunda kalan, Müslümanlar dışında bu denli etkin başka bir güruh var mı?

Modern Müslüman, inandığı gibi giyinmiyor, inandığı gibi yemiyor, inandığı gibi ticaret yapmıyor, inandığı gibi bir toplumsal hayat yaşamıyor, komşuluk ilişkisinden tut inandığı gibi temel yaşamsal ihtiyaçlarını gideremiyor ve sonra sesleniyor modern dünyaya “ben Müslümanım…”

Evet farkındayız. İslam ahlakı, peygamber ahlakıdır. Ve peygamber ahlakı hayatın her ama her zerresine seslenen külli bir tavırdır. ‘İslam’ çerçevesi ve ihtivası gereği insanın bütün yapıp etmelerinin, ve insana dair bir fiil her şeyin müdahili konumundadır.

Lakin gelip görelim ki son kertede, modern Müslümanın eylemlerinde, tavrında ‘İslam’ değil ‘modern’ hakimdir…

Nasıl bakarsak bakalım, modern birey için ‘din’, Müslüman için ‘İslam’, vicdanlarımıza hapsedilmiş ya da beynimizin bize “sen Müslümansın ya da sen Müslümandın” diye seslenen mercimek büyüklüğündeki hafızasında kalmış bir ‘şey’ artık…

Bütün bunların toplamında, Modern zamanların trajik varlığıdır Müslüman. Trajik olduğu kadar da trajikomik, ironik ve dert edilesi bir vakasıdır…

Bu mesele, üzerine tanelerce kitabın yazılabileceği yine de içerisinden üzerine düşünülerek çıkılamayacağı bir meseledir. Bu mesele, bizzat yaşayarak, bir fiil yaşayarak, inandığın gibi yaşayarak, inandığın gibi görünerek ya da göründüğün gibi inanarak içinden çıkılabilecek bir meseledir.

BU YAZI İLK KEZ 2012 YILINDA mufiddergisi.com ADRESİNDE YAYINLANMIŞTIR.

Yorumlar

Müfîd Ne Demektir?

İfâde eden, meramı güzel anlatan. Mânalı, mânidâr. Faydalı, faydayı mucib olan. Mütâlâsından istifade olunan.