BURHANEDDİN KANLIOĞLU - ZERDÜŞT'ÜN İSYANI (İRAN GÖZLEMLERİMİZ ÜZERİNE)

Bizlere üniversite ortamda şu gaz veriliyor: Siz üniversal bir gençliksiniz, siz özgürsünüz, koca koca kampüsler, gırla rahat artık sizin. Şu cıvıl cıvıl ortama bak, ha mesela şu çimler, şu oyun alanları… Bak güneş, çim, hadi arkadaşlarınızla elele verin ve uzanıverin yemyeşil çayırlara(özellikle vakıf üniversitelerinin tanıtım kitapçıklarında aynı resim: çimler üzerinde rengârenk üniversal gençlik. Hatta artık yanlarında bir hans yahut zenci kardeş. Çok da mutlular, hep tebessüm yüzlerinde. Üniversite mutluluk demek ya) hayatın tadını çıkarın. Siz bu kampüse adım attığınız andan itibaren, idolünüz Amerika, bak Avrupa’ya nasıl da gelişmiş. Üniversitelerimiz Avrupa ve Amerika ayarındadır. Not sistemimiz de öyledir. Bak Bologna sürecindeyiz. Güzel Amerika, cici Avrupa, hey hat! Bak onları bile geçiyoruz. Altmış bin kişilik kampüslerimiz, milyon kontenjanlarımız var. Avrupa usulü üniversal eğitim veriyoruz dedik ya… Erasmus falan da var, sonra ikili Avrupa ve Amerika anlaşmaları… Yaşasın özgürlük! Yaşasın liberal evren! falan da filan nidalarıyla ilerliyoruz(!) kampüslerimiz(le)de…

-Universal dedikleri hadiseye bak: Avrupa ve Amerika’dan ibaret bir evrensel anlayış…-

Velhasıl, gelgelelim üniversal gençliğiz ya İran’a gittik. Üç arkadaş. Gideceğimizi arkadaşlarımız ilk işittiğinde genelde “aa niçin gidiyorsunuz ki?” benzeri sorular sordular. Ve hatta İran’a gittiğimizde dahi konuştuğumuz insanların çoğu “siz neden buraya geldiniz ki Türkiye gibi bir yerden?” “yani şimdi Türkiye’de özgürlük var, Hülya Avşar var. Niçin İran’a gelinir ki” benzeri konuşmalara şahit olduk. O an anladım ki emperyalizm denen şey, yahut küreselleşme dediğimiz hadise yer beğenmiyor, insan, topluluk, millet ya da kabile seçmiyor… Herkese ulaşabiliyor. Herkese aynı pembe dünyanın resmini çizdirtebiliyor. Çizilen resim belli: iki araba ve bir ev ve çoğu elektronik eşya sahip olma bilinci… Sonra bankalarda ciddi mevduat hesapları ve yine sonra bir dolu kredi kartıyla taksitler… Alım gücünün hazin gazı… Yazın güzel tatiller, en güzel ev eşyaları ve sonuç elde var mutluluk.

Hakikaten öyle mi? Mutluluk, huzur, bu kadar kolay, maddeyle elde edilebilecek bir hadise mi?

Evet İran’a gittik. Niçin gittiğimizi soranlara espriyle “Devrime gidiyoruz, bakalım ne menem bir şey şeymiş” cevabını verdik.

İsyan, devrim, inkılap, özgürlük, hürriyet bunlar insan ayırt etmeden herkesi cezb edebilen kavramlardır. Yani gün tabiriyle ister muhafazakar olun, ister ciddi bir anarşist… Mesele şudur; kimi insanlar bu kavramları hayat düsturu edinir ve diğerlerinden ayrılır.

İran’da gördüğüm şey şu, Zerdüşi gelenek hiçbir zaman İran coğrafyasından ayrılmamış. Ruhu her daim diri bir şekilde kültürde, fikirde ve insanların beyinlerinde muhabbetle kalmayı başarmış.

Kısa bir İran tahlili gerçekleştirirsek; İran coğrafyasının en büyük dinamiklerinden birisinin mezhepsel varlıkları olduğunu görür, biliriz. Mesele şu, niçin koca bir İslam coğrafyasında, Şia sadece İran coğrafyası ve Suriye-Irak yarım ayında etkili olmuştur? Neden Kerbela hadisesi ve İslami mezhepsel ayrılıklar ilkin İran coğrafyasında çıkmamışken dahi şu an en fazla Şii varlığı İran coğrafyasındadır? Bu soruların cevabı esasen anlaşılabilir kolaylıkta. Çünkü bu coğrafyada bir isyan kültürü var. Bir zerdüşi gelenek var. Basit bir örnekleştirmeyle aktaralım; İranlı; Hz. Ali’nin ve oğullarının haksızlığa uğradığını düşünür. Ve bu inandığı haksızlığa isyan eder, karşı durur, tepki gösterir. Ardın tepkisini siyasileştirir, mezhepleştirir ve Şia dediğimiz bir topluluk ortaya çıkar. Bu örnekte içre bir zerdüşi gelenek saklıdır. Çünkü İran tarihinde isyanların halk tarafından –asker tarafından değil- gerçekleştiği bilgisine sahibiz. Halk dilerse hükümdarını devirebilir ve gerekirse yeni hükümranlığı kendisinden olmayan bir ırkı dahi teslim edebilir.(Safevi örneği bu duruma ne güzel bir örnektir). Fakat gel gelelim yine bu devrettiği hükümranlığı beğenmezse, yeni bir isyan dalgası zuhur eder ve yeni bir devlet nizamı açığa çıkarır. Yaklaşık 35 sene önceki hadisede(79 İran İslam Devrimi) de durum bundan farklı değildir. Yani bizim Türk toplumlarında olduğu gibi kendinden olan hükümrana bir itaat söz konusu değil. Türk tarihine baktığımızda enikonu bir darbe geleneğinden söz edebiliyoruz. Hükümdarı asker değiştiriyor, yerine başkasını koyuyor. Halk değil.

Evet, İran’da durumlar bizden çok daha farklı. Şu sıralar Türkiye’nin 80’lerini yaşıyorlar. Halk zengin değil. Devlet zengin olsa gerek ki polis arabalarının hepsi Mercedes… Son ambargolar halkın belini çok bükmüşe benziyor. Son altı ayda dolay 2.5 katına çıkmış. Bariz bir devalüasyon söz konusu. Ve halk emperyalizmin ve küreselleşmenin etkisiyle yenidünya düzeninin farkında… Ve halk o küresel dünyanın pembeliğini hazin bir şekilde görüyor. Değer; arzularda yerini maddeye bırakmış gözüküyor. Kaldı ki son kertede halk ne rejimden ne de yönetimden memnun. Tanışıklık kurduğumuz bütün kişiler arasında bir kişi dahi çıkmaya görelim rejimden memnun… Ciddi bir muhabbet eksikliği var. Ortada ortak bir yargı var “Devrim mollalara geldi” ve ardına hazin yorum şu “Bak Amerika’ya ve Avrupa’ya, Türkiye’ye ne kadar refah. Para var mutluluk var. Antalya var…”

İran’da içre içre Zerdüşi-felsefi gelenek yeniden nüksediyor. Bir birikmişlikle öyle görünüyor ki yeni bir devrim dalgası İran’ı bekliyor. Yüksek ihtimalle bu bir bahar falan olmayacak. İran halkı güneyimizdeki halklara benzemiyor. Çünkü bir doğu toplumu değil İran. Elbette bir batı toplumu da değil. Şöyle düşünelim, Tahran’da 3 km uzunluğunda bir kitapçılar caddesi var. Binalar, altlı üstlü pasajlar halinde kitapçı dolu ve gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine, insanlar kitap alıyorlar, kitap okuyorlar. Bir hafızıkütüp ile tanıştık. Dört dili iyi bilen, tam eski usul bir kütüphaneci. Sahafı var. Sahafında sohbet halindeyken yaşlı teyzeler gelip kitap soruyorlar. Sonra gençler. Evet, ben İran’da bir siyasi erk olsam korkarım bu topluluktan ve bu topluluğun köklerinden, onların tarihinden… Sürekli bir iç denetim ve sürekli canlı kalan bir isyan kültürü…

İran’da ırki hiçbir problem yok. Varsa mezhepsel problemler söz konusu. Acem’i Türk’ü, Afgan’ı, Türkmen’i ve Kürdü bir problem olmaksızın yaşıyor. Elbette bu sulh ortamının yine Farisi gelenekle ciddi bir bağlantısı var. Düşünsenize M.Ö. 6. Asrın antik kenti olan Persepolis(Taht-ı Cemşit)te 22 ayrı milletin kendi kültürüyle, Pers krallığında huzurla yaşadığı resmedilmiş. Bugün İran’ın ırksal bir problemle karşı karşıya olmayışının sebebi, böylesine köklü ve kapsayıcı bir medeniyeti ortamının mahsulü olmasındandır.

Bununla birlikte İran’da şahsına münhasır ciddi bir kültür sanat ortamından bahsetmek mümkün. Bunu zaten İran filmlerinden rahatlıkla anlayabiliyoruz. İran’da şahit olduğumuz diğer ilginç görüntüyse, her yerin heykeller resimler, sokaklarda İsrail’e ve Amerika’ya küfreden, çizimler, desenlerle dolu oluşuydu. Heykellerinde Humeyni’den Hamaney’e alim ve şairlerden Pastör’e (evet Pastör’ün heykelini dahi yapmışlar) kadar birçok heykel meydanlarını süslüyordu. Bütün bunların yanında İslam eseri olan “Kırk Sütun” sarayında(Şah İsmail’in sarayıdır) duvardaki figürlerde çıplak kadın resimleri görebilirsiniz. Ve hatta camilerinin de Humeyni ve Hamaney’in boy boy resimlerine şahit olabilirsiniz…

Ve o an anlıyorsunuz ki “Şia İslami” diyebileceğimiz bir şey var… Bu durumda bir Sünni olarak İran’a gittiğinizde Vahabi olmak isteyebilirsiniz. Yinelersek tam da bu noktada; İran’ın İslami seçmesine rağmen Zerdüşi geleneği ve medeniyet geleneğini değiştirmediğini, aksine inanacağı şeriatı deforme ederek inandığını görebiliriz. Bu görüntü bile şahsına münhasır bir topluluktan söz ettiğimizin delilidir.

Son sözler olarak; İran’da hiçbir zaman isyan kültürünün, Zerdüşi geleneğin bozulacağı mümkün görünmüyor. Ve hatta İran’ı yeni bir devrimin beklediğine şahit olduk. Üzücü taraf şu ki bu kadar şahsına münhasır bir medeniyetin, bir topluluğun, emperyalizme ve küreselleşmeye kültür bağlamında çoktan esir olmuş olduğu gerçeğidir. Özellikle yeni neslin çoğunun 79 devrimiyle bir alakası ve bağı kalmış gibi görünmüyor. Şöyle düşünelim, İran’da Amerika sevilmiyor, lakin gençlerin çoğu İngilizce biliyor, bir Amerikalı gibi giyiniyor… Büyük terörist Amerika yazıları dahi şehrin muhtelif yerlerinde barındırılıyor lakin İngilizce yazıyor… Halkın çoğuna devletçi bir ekonomik yapı değil kapital bir yapı hoş görünüyor. Halkın devrimden memnuniyetsizliği hadisesinde haklı birçok gerekçesi varken, ortada devrime dair muhabbet kalmamışken, devrim zaten devrimi gerçekleştirirken muhabbetle işlenmemişken, artık devrim muhafızları denilen sistem dahi işsiz gençlerin bir ekonomik kapısı haline dönüşmüşken ve kimse devrim muhafızlarını dahi ciddiye almıyorken, yeni devrim yahut reformist yapıların İran’da önü açık gözüküyor. İran halkı erklerine “SİZİ RAHATSIZ ETMEYE GELEBİLİRİZ!” mesajını an be an veriyor… Ve bu mesajın farkında olan İran erkleri, sıranın kendilerine gelebilecekleri korkusuyla Suriye’nin düşmesini katiyetle istemiyor…

BU YAZI İLK KEZ 2012 YILINDA mufiddergisi.com ADRESİNDE YAYINLANMIŞTIR.

Yorumlar

Müfîd Ne Demektir?

İfâde eden, meramı güzel anlatan. Mânalı, mânidâr. Faydalı, faydayı mucib olan. Mütâlâsından istifade olunan.