AISKHYLOS’UN “ZİNCİRE VURULMUŞ PROMETHEUS” TRAGEDYASINDA BAŞKALDIRI KAVRAMI

İnsanın Prometheus tarafından, maddeden yaratıldığı, daha doğru bir deyimle ‘yapıldığı’ mitosu, geç bir dönemde, İ.Ö. 4. yüzyılda ortaya çıkar. Bu mitosa göre Prometheus, suya ya da gözyaşlarına kil karıştırarak, ölümlü ilk varlığın bedenine biçim verir. Sonra çamurdan yapılmış bu bedene yaşam soluğunu üfler. 

Bir başka mitosa göre Prometheus, ilk insanın yalnızca yapıcısıdır, onu yalnızca biçimleyen kişidir. İlk insana hayatı, ruhu Athena vermiştir. (68)

Prometheus’a, insanların dostu olarak başlangıçtan beri rastlıyoruz. Hesiodos şöyle bir olay anlatır:

Tanrılarla ölümlü insanlar Mekone’de toplanmışlar, kesilen her kurbanda tanrılara ait payı saptıyorlarmış. Kurnaz Prometheus, koca öküzü keserek ikiye bölmüş, bir yana etini koymuş, üstünü iskembeyle örtmüş; bir yana kemikleri koymuş, üstünü parlak yağla örtmüş. Zeus kötü tarafı seçerse, aslan payı onların olacaktır; tersi olursa, üstünlük yine tanrıda kalacaktır. Prometheus, Zeus’a iki parçadan birini seçmesini söylemiş. Zeus yağla kaplı olan parçayı seçmis.


Aldatılıp, kemik yığını seçtiğinin farkına varınca da öfkelenmiş, insanları cezalandırmak için ateşi ellerinden almış. Prometheus bunun da bir çaresini bulmuş hemen. Olympos’a çıkmış, bir kamışın içine bir kıvılcım saklayarak, yeryüzüne insanlara getirmiş. İnsanları tekrardan ateşe kavuşmuş görünce Zeus’un öfkesi daha bir artmış. Hem insanları, hem de tanrılar babasına karşı gelen Prometheus’u cezalandırmak ve onu kendi isteğine boyun eğdirtmek için yeni çareler düşünmüş.Tanrılar kralının onu cezanlandırışı müthiş olmuştur. Onu zincirle kayalara bağlatarak karaciğerini kartallara yedirtir. Kartal yedikçe, karaciğer yeniden büyümektedir. (69)
Bu konuda Hesiodos’ta olmayan ayrıntıları Aiskhylos’tan öğreniyoruz.

Zeus’un geleceği ile ilgili bir gizi yalnızca Prometheus biliyordu. Zeusun birlikte olacağı bir kadından doğacak bir çocuk, babasınının krallığına son verecekti. Zeus bu kadının kim olduğunu ögrenip, onu bekleyen tehlikeyi savuşturmak için, zincire vurdurduğu Prometheus’u salıvermek zorunda kaldı, zincirlerini çözdü. Kahramanın ciğerini kemiren kartalı öldürsün diye Herakles’i yolladı. Yeniden tanrılar katına kabul edilen Prometheus, gizi açıkladı; Zeus, Nereus Kızı Thetis’e gönül vermişti.

Ne var ki, Thetis’in doğuracağı çocuk babasından daha güçlü olacaktı. Zeus, Thetis’le birleştiği taktirde, krallığı son bulacaktı.(70)

Prometheus, Titanlar soyundandır. Hesiodos’a göre Iapetos’la Okeanos kızı Klymene’nin oğludur.(71) Mitosa göre Titan karı koca Iapetos’la Klymene’nin dört oğlu olmuştur: Atlas, Menoitios, Prometheus, Epimetheus. Bu çocukların dördü de akıl gücü bakımından tanrılara üstündürler ve tanrılara kafa tutmaktadırlar. Bu yüzdendir ki Tanrılar Tanrısı Zeus onlara karşı özel bir kin duymaktadır.

Çocuklardan ilk ikisi Atlas’la Menoitios, Tanrılarla Titanlar arasındaki ünlü savaşa katılmış ve Zeus tarafından Atlas gökkubbeyi omuzlarında taşımakla, Menoitos da yerin dibine kapatılmakla cezalandırılmıştır. Daha sonra da Prometheus’u,karaciğerini kartallara yedirerek, Epimetheus’u da ilk kadın Pandora’yı kendisine eş etmekle cezalandıracaktır. ( 72)

Zeus’un Iapetsogullarına olan özel hıncın asıl nedenini onlara verilen sıfatlardan anlıyoruz: bu Titanların dördü de kafa gücünden pay almışlardır, akıldan yana üstündürler ve bu üstünlükleriyle övünüp Zeus’a karşı gelmeye yeltenirler.

Akıl gücüyse Zeus’un tekelindedir, o dünya egemenliğini bu güçle ele geçirmiştir. Bu gücü başkasında görmek, içinde dinmez bir öfke doğurur. Prometheus da bu öfkeyi körükler durur: sivri aklını, geleceği önceden görme gücünü Zeus’u aldatmak, kuşkulandırmak, küçük düşürmek için kullanır.

Adı ‘’önceden gören’’ anlamına gelen Prometheus bir kahindir ve Gaia Kronos’a nasıl devrilebileceğini haber verdiyse, Prometheus da Zeus’un bir gün tahtından düşeceğini bilir.

Aiskhylos’a göre Prometheus, Klymene’nin değil, başka bir adı Themis (Adalet) olan Gaia’nın oğludur. Bu bilgiden edindiği üstünlükle Prometheus, Zeus’u sürekli bir kuşkunun altında tutar. Prometheus başlangıçtan beri insanlardan yana olmuştur, onlara dayanarak Titanların öcünü almak ve Olymposluların egemenliği yerine insanların egemenliğini getirmek emelindedir.

Yeni bir devrimin hazırlayıcısıdır. Zeus’u aldatmakla onu insanlara karşı kışkırtır., Kurduğu bu düzen tanrılar için küçük düşürücüdür. Zeus bile bile aldanır, ama oldu bittiyi önleyemez. Bu onur yarasından öç almak içindir ki ateşi vermez olur insanlara. Prometheus da tanrıyı bir daha aldatır ve ateşi alıp götürür, insanlara verir. (73)

Prometheus, öteki kardeşleri gibi tanrısal düzene kafa tutmuş, karşı çıkmış, ne var ki öteki kardeşlerinden farklı olarak sonunda insanlar yaratmak ve onlara ateşi (yaratıcılığı, bilimi, uygarlığı ) vermekle bu düzeni değistirmeyi başarmıştır. Bu yüzden de Zeus tarafından zincire vurulmuş ve Zincire Vurulmuş Prometheus adıyla anılmıştır (74). Tanrılarca görevlendirilen bir kartal, sürekli olarak her gece yeniden oluşan karaciğerini kemirmektedir. Onu, Kafkas Dagı'nın tepesindeki bu tanrısal işkenceden bir insan, bir ölümlü olan Herakles kurtarır. Prometheus “Zeus tahtından düşmedikçe benim işkencelerimin sonu yok” der, böylelikle de insanlığa özgürlüğün yolunu göstermiş olur . (75)

Zincire Vurulmuş Prometheus başlığıyla Türkçeye çevrilmiş olan tragedyanın Yunanca adı "Prometheus Desmotes", yani “Bağlanmış Prometheus” dur. Aiskhylos, Prometheus konusunu üç tragedyada işlemiştir. Zincire Vurulmuş Prometheus bu üçlünün birinci ve elimize geçen tek oyunudur. Öbür ikisi yitirilmiş, yalnız adları kalmıştır: birinin Kurtulmuş Prometheus, öbürünün Ateş taşıyan Prometheus olduğu bir oyun listesinde yazılıdır. Prometheus’un hangi yıl oynandığı bilinmiyor. Tragedyanın biçimini ve dilini inceleyen bilginler onun Persler’den sonra ve Oresteia üçlüğünden önce yani İ.Ö. 472 ile 458 yılları arasında yazıldığını ileri sürmektedirler.

Prometheus’un asıl konusu insan, oynanan dram da insanlığın dramıdır. İnsan dostu, Tanrı düşmanı Prometheus, Aiskhylos’dan bu yana, en çok da bizim çağımızda bu özelliği ile insanlığı temsil eden bir kahraman olarak benimsenmiştir (76).

Oyun tanrılar arasında geçmesine rağmen asıl anlamı insanlarla ilintilidir. Prometheus, bir düzene karşı bilinçli olarak baş kaldıran insanın temsilcisidir. ( 77)

Prometheus bir efsane kişisidir. Gerçi Homeros destanlarında adı geçmez, ama Hesiodos’un iki büyük şiiri Theogonia ile İşler ve Günler’de çok sözü edilir. Ne var ki, Prometheus, insan dostu olarak ilk kez Aiskhylos’un tragedyasında karşımıza çıkmaktadır (78).

Prometheus, bir başkaldırı öyküsü üzerine kurulmuştur. Prometheus, Olympos tanrılar düzeninin kurulması için Zeus ile işbirliği yapmış ve kendi soyundan olan Titanlara baş kaldırmış olan ileri görüşlü bir tanrıdır. Daha sonra Zeus’un yönetim biçimine de karşı çıkmış, onun zorbalığına ket vurmak için tanrıların ayrıcalığı olan ateşi çalarak insanlara iletmiştir. Zeus bu davranışı cezalandırır. Oyun başladığında Prometheus’un Zeus’un buyruğu uyarınca dağlar üzerindeki bir kayaya zincirlendiğini görürüz (79).

Prometheus uğratıldığı bu aşagılayıcı ceza yüzünden Zeus’a karşı korkunç bir kin beslemektedir. Zeus’un egemenliğini sona erdirecek olan olayı bildiği halde bu gizi açıklamamakta direnir. Zeus istediği bilgiyi koparamayınca Prometheus’u daha büyük cezalara çarptırır, daha dayanılmaz acılara uğratır.(80) Ama hiç bir işkence tehdidi onun kararını değiştiremez. Bu cezası onu caydırmak için yeterli değildir ve bu yüzden Tartarus’da zindana atılır. Trajik üçlemenin ilk oyunu olan Zincire Vurulmuş Prometheus oyunu bu şekilde son bulur (81).

Titanları yenerek yönetimi ele geçiren Zeus, daha sonra bir düzen kurmaya girişmiştir. Bu düzende kendisine krallık tahtını ayırmış, diğer tanrılara da şeref payları, egemenlik alanları dağıtmıştır. Ne var ki bütün tanrılar paylarına düşen alanı yönetirken Zeus’un buyruklarını isteyerek ya da istemeyerek yerine getirmektedirler.

Buna tek başkaldıran Prometheus olmuştur. Kavga, Zeus ile Prometheus arasındadır ve bir özgürlük-kölelik kavgasıdır. (82)

Zincire Vurulmuş Prometheus, yalnızca bir tragedyayı değil, tüm üçlemeyi işgal eden kahraman bir figür üzerine odaklanmıştur. Prometheus’un acısı ve faciası onun doğası ve kendi hareketlerinden kaynaklanmaktadır. Der ki; “bilerek, evet tamamen kendi arzumla günah işledim, inkar etmeyeceğim: insanoğluna yardım ederek kendi sonumu hazırladım”. Bu yüzden bu tragedya diğerleri arasında farklı bir yere sahiptir.

Prometheus’un tragedyası , aslında tüm ruhsal katılımcıların çektiği acıdır. Kahraman, Aiskhylos’un hayalgücü tarafindan yaratılmıştır.

Hesiodos, Prometheus’u Zeus tarafından cennetten ateş çaldığı için cezalandıran kötü biri olarak biliyordu. Fakat Aiskhylos, büyük bir hayal gücüyle tam bir insanlık sembolü yaratmıştır. Aiskhylos’a göre ateşin ilahi gücü uygarlığın sembolüydü. Dünyayı keşfeden, güçlerini organize ederek onu arzusunun kölesi haline getiren, onun hazinelerini ortaya çıkaran Prometheus dünyayı uygarlaştıran bir dahiydi. (83)

Prometheus’da Yunan tragedyasının tüm mitolojik figürlerinin sanki gerçekten yaşamışlar gibi bireyselleştirildikleri görülür. Tüm çağların insanları Prometheus’u insanoğlunun bir temsilcisi saymışlar, onunla birlikte bir kayaya zincirlenmişler ve onun güçsüz ama baskın nefret çığlığına katılmışlardır. Aiskhylos onu başta daha insani bir figür olarak tasarlamış olabilir, fakat onun karakterinin özünde, ateşi keşfetmesi her zaman psikolojik bir öge, binlerce yıl boyunca ulaşılamamış zengin bir insanlık ideali vardır. Bu yüzden, şairler ve filozoflar asırlar boyunca Zincire Vurulmuş Prometheus’u diğer Yunan dramalarından daha fazla sevmişlerdir. (84)

Bu tragedyada acı çekmek insan ırkının bir zorunluluğudur. İlk kez insanoglunun “zavallı ve kısa” varoluşuna ateşi getiren Prometheus’tur. İnsanlığın acınacak durumu bize gösterilir. Zeus ateşi sakladığı gibi, yaşamın anlamını da insanlardan saklamıştır. Sayısız kötülüğü serbest bırakmıştır; her yer bu kötülüklerle doludur ve onlardan kaçış yoktur. Hayat zordur ve her zaman ölümün gölgesi altındadır. Aslında hepsinden daha tehlikelisi Zeus, zaman zaman mutsuz bir canavar gibi insanlığı toptan yok etme planları yaparak eğlenmektedir. Troya Savaşı’nı çıkardığında düşündüğü de işte budur .(85)

Ateş, uygarlığın temelini simgeler .(86) Prometheus mitosunun tasarımı, salt insanlığın yükselmekte olan özüne kattığı, verimli bir değ erdir. Çünkü insan bağımsız olarak ateş beklemiş, onu göğün bir göndermesi olarak değil, tutuşturan yıldırımdan ya da ısıtan Güneş’ten almıştır. Böylece ilk felsefe sorunu, kişiyle Tanrı arasına üzücü, giderilmez bir karşıtlık koymuştur. İnsanlık bölüşebileceği en iyi ve en üstün nesneyi kan dökmekle kazanıyor, sonra da onun sonuçlarını alma gereğini duyuyordu. Acıların ve yıkımların tüm dalgalanışıyla, yüce insan soyuna ulaşmaya çabalıyordu. (87)

Prometheus’un armağanı olan akıl, insanı özgürleştirmişti. Çünkü onun doğanın yasalarını anlamasını ve böylece kontrol altına almasını olanaklı kılmıştı (88).

Öte yandan Olympos Tanrıları’nın varlığında Antik Yunan insanının, bütün kuşkulu değişimleri ortadan kalkmıştır. Antik Yunan sanatçısı, özellikle, bu tanrısal varlıklardan ötürü, değişen bağımlılığının karanlık duygusunu sezmişti. Aiskhylos’un Prometheus’unda bu duygu simgeleşmiştir. Titan sanatçısı, kendini, insanları yaratma, Olympos tanrılarını yok etme gibi başkaldırıcı inançlar içinde bulmuştu. Bu durum onun, üstün bilgeliği yüzünden, sonu gelmez acıları çekmeye itilmesinden doğmuştur. Sonu gelmez acı ile baskı altına alınarak ödenen şey, üstün usun görkemli gücüdür. Aiskhylos’da, şiirin içeriğini ve özünü kuran; sanatçının kati büyüklenmesidir .(89)

Prometheus insana en değerli varlığı olan aklını kullanmasını öğretmekten başka bir şey yapmamıştı. Aiskhylos da bu gerçeği Prometheus’a usta bir incelikle söyletmektedir. Artık insan çocukluk evresini atlatmıştır. Düşüncelerini geliştire geliştire olgunluk çağının bilincine varmaktadır. Böylece artık us çağını yakalaması çok yakındır . (90)

Aiskhylos “ateşi çalmakla” ilgili mitolojideki eski temayı büyük bir ustalık ve coşkuyla yeniden kurgulayıp işler. Bu temaya yeni boyutlar kazandırır ve ona bambaşka simgesel bir anlam yükler. Prometheus, mitolojideki gibi yalnızca ateşi çalıp onu başkalarına ulaştıran bir hırsız değildir. O aynı zamanda insanlığın eğiticisidir. Prometheus, insanlara ateşi vermiş, böylece insanoğlu da bu dehayı kullanarak kendi büyüklüğünün ve gücünün sınırsızlığını kanıtlamıştır. Ateşe sahip olmak demek simgesel olarak sanatları yaratmak, uygarlığı bütün alanlarda kurup ortaya koymak demektir. Çünkü ateş en kolay şekilde uygarlığın önünü açan bir nesnedir; ve insanoğlunun öteki alanlarda gerçekleştireceği kazanımların ön simgesidir; o tohum ve topraktır, uygarlığın sonsuz yoludur. Prometheus, çaldığı ateşin insanlara ulaşmasından sonra, teknikleri keşfedip doğanın sert, acımasız yasalarını yenen insanlığın, yaratıcı dehasının bir simgesi olmuştur . (91)

Aiskhylos, Prometheus’un günahını sadece tanrıların sahip olduklarına karşı yapılmış bir savunma olarak göstermeyi değil; onun ateşi getirmek yoluyla insanoğlu için yaptıklarıyla alakalı bir tür trajik kusurluluk olarak göstermeyi planlamıştır. Her çagda, bilginin ve sanatın zaferini hayal eden, aydınlanmış ruhlar ortaya çıkmıştır. Aiskhylos, Zincire Vurulmuş Prometheus’da kahraman insanoğlunu karanlıktan ilerleme ve uygarlığın ışığına çıkarmakla övünür ve koro da onu tam olarak onaylamasa da, utangaç bir şekilde onun bir tanrı gibi kullandığı yaratıcı dehasına olan hayranlığını ifade eder. ( 92)

Hesiodos’un epiklerinden Aiskhylos’un çalışmasına kadar bütün eski Yunan hikayelerinde, Prometheus efsanesinin merkezi olan Prometheus, dünyadaki birçok eski kültürle paralellik kurulabilecek kadar basit ve ilksel bir figürdür; Prometheus hile ile tanrılardan ateşi çalar ve bu büyük hediyeyi insanlara verir. Zincire Vurulmuş Prometheus’da hırsızlık ona karşı Zeus ve diğer tanrılar tarafından yöneltilen ilk suçlamadır. Diğer suçlardan sadece birisidir ve anlamı bir maddenin hırsızlığından çok daha fazlasıdır; insanlığa yapılan büyük bir faydanın ilk adımıdır.

Ates yani Prometheus’un hediyesi, onun ölümlülerin entellektüel ve teknolojik icatları üzerine olan görüşlerinin sembolüdür .(93)

Prometheus “İnsanoğlu hayaletler gibi kasvetli bir karmaşa içinde yaşıyordu” der. Ta ki o insanlara mimariyi,astronimiyi, matematiği, alfabeyi, hayvanları evcilleştirmeyi, gemi yapımını, rüyalarda geleceği okumayı, kehanetleri ve metalurjiyi öğretene kadar. (94)

Prometheus sayesinde insanoğlu, yeraltı magaralarından günyüzüne çıkar. Ağaçtan, taştan ve güneşe bakan evler yapar. Yıldızların doğuşları, batışlarıyla ilgili bilimleri keşfeder. Sayıların bilimini keşfeder. Bütün insan düşüncelerini toparlayan bir bellek görevini gören ve aynı zamanda bilimsel araştırmalarda kullanılacak olan yazıyı icat eder. Öküzü sabana koşar; atı evcilleştirip eğitir, metalleri işler. İnsan yaşamını güvenlik altına alan ve onu uzatan tıp bilimini kurar (95).

Onun ateşi çaldığını duyunca gösterdiği cüretten şaşkına dönen Okeanos Kızları günah işlediğini haykırırlar, ama böyle bile olsa, bu insanlığı yok olmaktan kurtaran bir günahtır. (96)

Prometheus kendisini kardeşi olan Titanlardan ayırmış ve onların yaşamlarının umutsuzluğunu fark etmiştir. Çünkü onlar sadece vahşi gücün önemini bilirler ve yalnızca bilimin dünyayı yönettiğini hiçbir zaman anlayamazlar. İşte bu şekilde Prometheus Titanlar üzerinde hakimiyet sürecek yeni Olympialı düzenin büyük gücünü tasarlar. (97)

Titanlar seviyesine yükselen insan, kültürünü kendisi elde eder ve tanrıları onunla işbirliği yapmaya zorlar. Çünkü kendisine yeterli olan zekası ile elinde onların varoluş ve kısıtlamalarını tutar. Bu Aiskhylos’un adalet arzusudur ve onun dünyaya bakış açısının temel pozisyonunu ortaya koyar. Tanrıları düşünürken, Yunanlı sanatçılarda karşılıklı bağımlılık konusunda bulanık bir duygu vardır ki Aiskhylos’un Prometheus’unda bu duygu sembolleşir. Titan sanatçısı insan yaratma ve tanrıları yok etme cesaretinin gücünü kendinde keşfeder. Bunu, emin olduğu üstün zekası ile yapabilir. Bunun kefaretini ebedi acıyla ödeyecektir. Büyük zekanın muhteşem “yapabilirim” gücü ile ebedi acı, sanatçının vazgeçemediği gururu pahasına elde edilir ki Aiskhylos şiirinin özü ve ruhu budur . (98)

Böylece ilk felsefi problem, insan ve tanrı arasındaki acılı ve uzlaşmaz bir düşmanlık olmuştur ve bu her kültürün kapısına bir kaya kütlesi gibi yerleşmiştir.

İnsanlar en yüksek ve iyiyi suç yoluyla elde edebileceklerse sonuçlarına katlanmalıdırlar. Küstah Titan Prometheus, eğer Zeus onunla hemen anlaşmaya varmazsa egemenliğinin tehlikeye gireceğini kendisine söyler. Aiskhylos’da ürkmüş, sonundan korkmuş olan ve Titanla işbirliği yapan Zeus’u görürüz. Böylece ilk Titanlar Çağı, bir kez daha Tartarus’dan ele geçirilerek gün ışığına çıkartılır . (99)

Aiskhylos’un Prometheus’unun çektiği acılar, cennetten yoksunluğa ve ölüme atılmış fakat yeniden yukarı çıkmaya çalışan insanın kendisinin acıları olarak görülür .(100)

Aiskhylos, en yüce bilgiye yalnızca acı çekilerek ulaşılabileceğini söylerken aslında, kendi dini inancına yönelik bir ifade ortaya koymaktadır. Aiskhylos’un tüm işleri acı çekmenin ve bilginin yüce ruhsal birliği üzerinde odaklanmıştır. Onun hayatında bir şiir olarak gelişen düşüncenin izini sürmek kolaydır: Zincire Vurulmuş Prometheus’dan Persler’e kadar, derin tutkunun ve düşüncesizliğin sergilendiği Yalvaran Kızlar’dan, Oresteia’ya ve Agamemnon’daki kutsal duacı koroya kadar hepsi şairin kadere olan inancının soylu ifadesini bize sunar. Aiskhylos’un, hayatı boyunca şüphe ve korkuya karşı güçlendirmeye çalıştığı acının kutsanması esnasında yavaş yavaş yolunu çizen talihin, insan ruhunu yenileme ve kilavuzluk etme adına muazzam bir gücü vardır.. Doğası yalnızca onun yaptıkları tecrübe edilerek anlaşılabilen Tanrının, ölümlüler için yasalar koyarak onlar için bilgiye giden yolu hazırlayan Tanrının kuralı şudur: “Acı çekerek öğren.”

Aiskhylos şüpheden kurtulmaya çalışırken yalnızca bu trajik bilgide huzur bulmuştur. Ve bunu yapmada kolayca saf bir sembole dönüşebilen mitosdan yardım almıştır. Tüm saldırılara rağmen düzen, kaosa karşı kendini tekrar oluşturmaktadır. Bu, acı çekmenin anlamıdır. (101)

Bireysel bir ruh tarafından hissedilen her nese veya acı evren boyunca titreşimler yaratır ve böylece hayatin tümü acı çeker. Bu düşünce belki de en erken ifadelerinden birini Prometheus’da Okeanos kızlarından birinin şarkısında bulur. Onlar onunla birlikte ızdırap çekerler; aslında tüm dünya bu acıyı çekmektedir. (102)

Yunan tragedyasındaki en güçlü faktörlerden biri de lirik haykırışlarıyla aktörlerin trajik tecrübelerini nesnelleştirecek bir koroya sahip olmasıdır. Zincire Vurulmus Prometheus’un korosu acıma ve dehşetten oluşmaktadır. Koro kendisini Prometheus’un acılarına o kadar içten bir şekilde adamıştır ki, Hermes’in uyarılarına rağmen sonunda onunla cehenneme gitmeyi ve acılarını paylaşmayı seçmişlerdir. Buna rağmen koronun sahip olduğu trajik duygu trajik bilgiye aktarılmıştır. Böylece koro kendisini duyguların üzerinde tamamen düşünceye dayanan bir yere yükseltir ve tragedyanın gerçek amacına bu şekilde ulaşılmış olur .(103)

Zincire Vurulmuş Prometheus için şöyle söylenebilir: “kaosa - entellektüel, politik ve dini kaosa- odaklanmış bir zihinden ortaya çıkmıştır” (104).

Prometheus’un karakteri efsanede politik bir nitelik taşımaktadır, ama bu kişiliği tam değerlendirip, dramını modern anlamda politik bir durum olarak canlandırabilmek, Atina’nın tragedya yazarları arasında politik görüşü en köklü olan Aiskhylos’a verdiği bir başarıdır.

Prometheus ateşi tanrıdan çalmış ve insanlara vermiş, tanrıların kurmuş olduğu düzene karşı geldiği için de zincire vurulmuş, korkunç bir ceza çekmektedir. Mıhlanmış olduğu kayadan bize seslenip, eylemini, eyleminin uyandırdığı tepkiyi, kendini ve karşısındakileri eleştirip değerlendirmektedir. Prometheus insanın temsilcisidir aslında. Ve içinde çırpındığı olaylar da günümüzün deyimiyle politik olarak adlandırılabilecek insan toplumlarına has olaylardır .(105)

Zincire Vurulmuş Prometheus politik bir tragedyadır. Aiskhylos politika anlayışının en derinini yansıtmaktadır. Bu yansımayla kalmayıp, uygarlık değerlerinin ne olduğunu kavrayıp dile getirmekle insancı eserin en özlüsünü de vermiştir. Yönetimi ele geçirmiş pek çok iktidar sahibi kişi ya da partiler vardır ki, karşılarına dikilip direnen tek tük düşünce sahiplerini susturup yok edebileceklerini zannederler. Oysa ki, sonuç hayal ettiklerinin tersine çıkar:

İktidar sahipleri devrilir gider, düşünce sahipleri yener ve kalır. İnsan toplumunun bu değişmez yasasının bilincine varan Aiskhylos ,onu Prometheus diye bir mitolojik kişinin ağzından bildirir.

Akıl gücü kaba güçten üstündür, düşünceye gem vurulmaz, özgür düşünce tutuklamaz, susturulamaz, alt edilemez, olaylar nasıl gelişirse gelişsin, gelecekte egemenlik kaba kuvvetin değil, özgür düşüncenin olacaktır. (106)

AISKHYLOS’UN “ZİNCİRE VURULMUŞ PROMETHEUS”
TRAGEDYASINDA BAŞKALDIRI KAVRAMI
VE 18-20. YÜZYIL BATI RESIM SANATINA YANSIMASI
(Yüksek Lisans Tezi)

Tuna Sağkol, 2005
Tez Danışmanı :Doç. Dr. Zühre İndirkas


KAYNAKÇA:

68) Bedrettin Cömert, Mitoloji ve Ikonografi, Ayraç Yayınevi, Ankara, 1999, s. 21-22
69) Hesiodos, Theogonia-İşler ve Günler, Çev.Azra Erhat, Sabahattin Eyüboglu, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1999, s.103-141; Gruppe Kiel, “Prometheus”, DNP, Stuttgart, 2001, s.402.
70) Aiskhylos, Zincire Vurulmuş Prometheus, Çev. Azra Erhat, Sebahattin Eyüboglu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2000, s. 80-83
71) Erhat, a.g.e, s.254; Kiel, a.g.e., s.402.
72) Hançerlioglu, a.g.e.,s. 58-59
73) Erhat, a.g.e., s.254; Aiskhylos, a.g.e., s.10
74) Walter Pötscher, “Prometheus”, Der Kleine Pauly, 4, München, 1962, s. 1175.
75) Hançelioglu, a.g.e.,s.58
76) Aiskhylos, a.g.e., s.5-6
77) Özdemir Nutku, Dünya Tiyatrosu Tarihi, Istanbul, Remzi Kitabevi, 1985, s.36
78) Aiskhylos, A.g.e, s.6
79) Pötscher, a.g.e.,s. 1176.
80) Sevda Sener, Insani Geçitlerde Sinayan Sanat; Dram Sanati, Mitos-Boyut yayinlari, Istanbul, 2003, s.34
81) Gibert Murray, Aeschylus:The Creator of Tragedy, Oxford University Press, Great Britain,London, 1940, s.88-89
82) Aiskhylos, a.g.e.,s.14
83) Jaeger, a.g.e.,s.252
84) A.e., s.253-254
85) Murray, a.g.e., s.92-95
86) Thomson, a.g.e., s.331
87) Nietzche, Müzigin Ruhundan Tragedyanin Dogusu, Çev. Ismet Zeki Eyüboglu, Say Yayınları, Istanbul, 2003, s.53
88) Thomson, a.g.e.,s.342
89) Nietzche, a.g.e.,s.52
90) Andre Bonnard, “Insan ve Tragedya”, Evrensel Basim Yayin, Çev.Yasar Atan, Istanbul, 2004, s.93
91) A.e.,s.91-92
92) Jaeger, a.g.e.,s.255-257
93) John Herrington, Aeschylus, Yale University Press, USA, New York, 1986, s. 158 159
94) Aiskhylos, a.g.e.,s.60-61
95) A.e., s.61-63
96) Thomson, a.g.e.,s.340
97) Jaeger, a.g.e.,s.258
98) Nietzche, a.g.e., s.62
99) A.e., s.63
100) Thomson, a.g.e., s.334
101) Jaeger, a.g.e.,s.258-261
102) Murray, a.g.e.,s.97
103) Jaeger, a.g.e.,s.262
104) Herrington, a.g.e., .s.157
105) Aiskhylos, a.g.e.,s.6-7,12
106) A.e.,s.15-17


YAZININ ALINDIĞI ADRES>>>