MURTAZA KORLAELÇİ HOCANIN "PANTEİZM VAHDET-İ VÜCUD MUDUR?" ADLI MAKALESİNİN İNCELENMESİ


BAŞLARKEN:

Din Felsefesi’ne ait olan bir makalenin, bu aidiyeti nasıl kazandığını, anlamaya çalışıyoruz.

Din Felsefesi’nin temel problematiklerine dokunma, Allah’ın varlığı ve birliği hakkında vb. konularda yazı kaleme alma, bir makaleyi Din Felsefe’nin sınırları içine alıyor.

Felsefe Dünyası Dergisi’nin 3. Sayısında yer alan “Panteizm Vahdet-i Vücûd Mudur?” adlı Murtaza Korlaelçi makalesinin niçin Din Felsefesi alanına ait olduğunu anlamaya, çalışıyoruz.

Çalışmamızda öncelikle kavramların tanımlarını yapıyor ve daha sonra makale den hareketle bu kavramların din felsefesine, olan yakınlığını/uzaklığını araştırıyoruz/sorguluyoruz ve makaleden anladıklarımızı yazıyoruz.

Bizce Murtaza Korlaelçi’nin bu makalesi Din Felsefesi’nin “Allah ve Allah’ın Varlığı Meselesi, Âlem (Madde)’in Varlığı Meselesi” ile alakalıdır.
Bu sebeple çalışmamızın ilerleyen aşamalarında bu problematiğe cevap ve destek olacak söylemlerin makale içindeki tespiti için çalışacağız.

PANTEİZM:


Panteizm tanrı ile diğer varlıkların iç içe olduğunu, ne Tanrı’nın diğer varlıklardan üstün bir yönü bulunduğunu, ne de tek tek varlıkların birer Tanrı olduklarını, buna karşılık varlığın bir bütün olarak Tanrı, varlıklarında onun birer açılımı olduğunu kabul eden anlayıştır.[1]

VAHDET-İ VÜCUD:


Varlıktaki mutlak birliği, yaratanla yaratılanın birliğini savunan varlık görüşü. Özellikle tasavvuf felsefesinde, Tanrı tarafından yaratılmış her şeyin onunla aynı özden olduğunu, yaratılmış varlıkların Tanrı’nın çokluk hâlindeki yansımaları olduğunu, yaratılışın Tanrı’nın özünden kaynaklanan bir südûr olduğunu iddia etmiştir. Vahdet-i Vücûd görüşü Muhyiddin İbn Arabi (1165 – 1240) tarafından sistematize edilmiştir.[2]

“PANTEİZM VAHDET-İ VÜCUD MUDUR?” ÜZERİNE BİR ANLAMA/DİN FELSEFESİ İLE BAĞLANTI KURMA ÇALIŞMASI


Panteizm ve Vahdet-i Vücûd karşılaştırması ve bunların kurbiyeti üzerine kaleme alınan bu makale, Din Felsefesi’nin problematiklerinden “Allah ve Allah’ın Varlığı Meselesi’nin, Âlem (Madde)’in Varlığı Meselesi’nin” cevaplarını bulma/arama çalışması olması sebebiyle bir Din Felsefesi makalesidir.

Allah’ın varlığının kabulünden sonra onun aşkınlığının mesabesini ele almak, Panteizm ve Vahdet-i Vücûd benzerliği/farklılığı ile bunu ortay koymak çabası, makalenin Din Felsefe’nin ana konularından olan Allah’ın Sıfatları ile bağlantısı da ortaya koymuş oluyor.

Panteizm'e göre Tanrının âlemden ayrı ve müstakil bir şahsiyeti yoktur. O, bir kanundur, bir kuvvettir. Bundan dolayı panteizm, şahsiyet kavramım ve hürriyetin varlığını kabul etmez. Bu durumda insan, fizik âleminin bir parçası, ahlâk da tabiat düzenine zarurî ve pasif bir itaat olur.[3]

Yukarıdaki alıntı da hoca Panteizm’in Vahdet-i Vücûd öğretisine karşı, bizce, bir eksikliğini ortaya koyuyor. Zira eserin müessirden daima eksik olduğunu düşünürsek, alemleri yaratan Tanrının her ne kadar alemin içinde var olduğunu kabul etsek de ondan fazla olduğu bilgisi zorunlu olarak ortaya çıkmaktadır.

Buradan da Tanrının yarattığı alemlere, insanlara ve tüm masivaya kendinden bir şeyler kattığı gerçeği ve onlarla benzer sıfatlara(subuti) sahip ise de müessir olarak elbette eserinden daha fazla sıfatlara(zati) sahip olması yine mantıklı bir çıkarım olacaktır. Bu da aslında Vahdet-i Vücûd ve Panteizmin ayrıştıkları/ayrıldıkları önemli en önemli noktadır. Yaratıcının sıfatları ile dolaylı olarak da ilgilenen makale de, Din Felsefesi’nin bir konusuna daha değinilmiş bulunuyor.

Araştırmaların bugünkü durumuna göre Vahdet-i Vücud deyimi, "ilk defa Konevî'nin eserlerinde ve onun yaşadığı devirde ve kendisiyle Mısır'da görüşmüş olan İbn Seben'in (669/1270) eserlerinde kullanılmaya başlanmıştır". Bu gibi iddiaların yanında, İbn Arabî (560 H./1165 M.-638 H./1240 M.)'nin, Vahdet-i Vücud ifadesini Fena Risalesi'nde kullandığı görülmektedir.[4]

Murtaza Korlaelçi makalesinde kelimelerin etimolojisini ve bu kelimeleri kullanan ilk kişileri unutmamış. Bu da konunun anlaşılırlığını artırıyor. Anlaşılırlığını artırıyor ve bize bu makalenin Din Felsefesi makalesi olduğu tespitini yapmamızda yardımcı oluyor. Tasavvuf yaşam şeklinin sistematik olarak kurulmasının, İslam Mistisizminin oluşumunun en büyük aktörü Muhyiddin İbn Arabi’nin kullanmış olduğu Vahdet-i Vücûd kavramı bize makalenin Din Felsefesi makalesi olduğunu söylemek yolunda ek bilgiler sunuyor.

SONUÇ:

Bu makale;

-Din Felsefesi’nin temel problematiklerinden “Allah ve Allah’ın Varlığı Meselesi’nin” üzerinde durduğu,

-Allah’ın sıfatlarına ve onun aşkınlığının mesabesine değindiği,

-Âlem (Madde)’in Varlığı Meselesi’nin üzerinde çalışıldığı,

-Felsefi bir Teori olan panteizmle, dinî bir tecrübe olan Vahdet-i Vücud araştırması yaptığı için,

Bir Din Felsefesi makalesidir.

EK:

Makalemiz Din Felsefesi’nin yanında ayrıca, kısmen, Varlık Felsefesi makalesi olarak da, Varlık Felsefesinin bazı problematiklerine cevap olarak da ele alınabilir.

Şöyle ki:

Varlık Felsefesi’nin temel problematiklerinden “Varlık var mıdır?”, “Varlığın kaynağı nedir?”, “Varlık ezeli ve ebedi midir?” sorularının cevabına değinmesi bu problematikleri dolaylı olarak da olsa cevaplaması makaleyi Varlık Felsefesi olarak ele almamıza imkan sağlıyor.


[1] Vural, Mehmet, İslâm Felsefesi Sözlüğü, Sy:307
[2] A.g.e, Sy:367-368
[3] Korlaelçi, Murtaza, Panteizm Bir Vahdet-i Vücûd Mudur?, Felsefe Dünyası Dergisi, Sayı:3
[4] A.g.m.