CEVAT ÖZYURT - MODERN TÜRK DÜŞÜNCESİNİN SOSYOLOJİSİ

Sosyal ve siyasal sorunlara yaklaşımlarındaki farklılıklar, doğal olarak aydınlar arasında bölünmelere neden olmuştur. Her kimlik sınır çizer; içeride tutulmak istenenlere yapılan her vurgu, dışarıda tutulacakları da belirginleştirir. Osmanlı’da ondokuzuncu yüzyılda oluşan siyasal kimlikler sırayla Batıcılık, Muhafazakârlık ve İslâmcılık olmuştur. Bu üç kimliğin ortak özelliği, Osmanlıcılık kimliğini de içermeleridir.

Yirminci yüzyılın başlarında bu kimliklere Türkçülük de eklenmiştir. Bu düşünceler arasında en derin çelişki, imparatorluk ideolojisi olan Osmanlıcılık ile ulusçuluk ideolojisi olan Türkçülük arasındadır.
Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı esnasında hızla yükselen Türkçülük kısa sürede Osmanlıcılık siyasetini işlevsizleştirmiştir. Bu tarihten günümüze kadar Batıcılık, İslâmcılık ve Türkçülük -her biri dönemsel yükselişler ve düşüşler yaşamış olsa da- varlıklarını korumuştur.


Bürokratik aydınlar, devlet gücünü kullanarak toplumu değiştirmeye yönelmişlerdir. Bu aydınlar, kamu görevlerinde kalamadıkları durumlarda, bürokrasi ile ilişki kurmanın yolunu bulmaya ya da kamu gücünü darbe ile ele geçirmenin planlarını yapmaya çalışmışlardır. Bürokratik aydınlar, siyasal dönüşüme öncelik verirken, sivil aydınlar toplumsal dönüşüme öncelik vermiştir. Bu fark, ikincilerin halka daha yakın olduklarını ve programlarında halkın dinsel ve geleneksel değerlerine daha fazla önem verdiklerini göstermektedir.

Türk modernleşme tarihinde “Batıcı” ve “devrimci” fikirler daha çok bürokratik aydınlar tarafından savunulmuştur. Said Halim Paşa ve Mehmet Âkif gibi sivil aydınlar ise Doğu-İslâm uygarlığında karar kılarak, gelenek ile modernliği sentezleyen “muhafazakâr” ve “İslâmcı” ideolojileri savunmuşlardır. Bu arada Türkçüler, bir yandan ulusal kültürü savunurken diğer taraftan uygarlık değiştirmenin (Batılılaşmanın) kaçınılmazlığını kabul etmekle, bürokratik aydınlar ile sivil aydınların arasında yer alır. Ziya Gökalp’in “hars-medeniyet” ayrımı ve “Türkleşmek-İslâmlaşmak- Muasırlaşmak” şiarı, Türkçülerin muhafazakârlık ve devrimcilik arasında gidiş gelişlerinin açık bir göstergesidir. Batıcı ve İslâmcı aydınlar savundukları değerleri daha açık ortaya koyarken, Türkçü aydınlar konjonktürel/pragmatist bir çizgide yürümüşlerdir.

İÇİNDEKİLER


Önsöz
Osmanlı’da Resmî Ulusçuluk ve Dil Politikası
Ahmed Cevdet’te Modernleşme ve Muhafazakâr Devletçilik
Şinasi ve Yeni Osmanlılar Düşüncesinde Modernleşme
Bireyci Toplum Savunusu Olarak Prens Sabahattin Sosyolojisi
Said Halim Paşa Düşüncesinde Değişim ve Süreklilik: Muhafazakâr-Reformcu İslâmcılığın Oluşumu
Mehmet Âkif’in Şiirlerinde Doğu-Batı, Gelenek ve Modernlik
Ziya Gökalp: İmparatorluktan Millî-Devlete Sosyoloji
Milletleşme Sürecinde Ziya Gökalp’in Medeniyet Arayışı
Gökalp Milliyetçiliğinde Kurucu Unsur Olarak Din
Dilde ve Edebiyatta Uluslaşma: Genç Kalemler ve Yeni Lisan Hareketi
İkinci Meşrutiyet Döneminde Kültürel Türkçülük
Ömer Seyfettin’de Milletlerin Farklılığı, Düşmanlığı ve Kardeşliği Üzerine Dönemsel Söylevler