EVLİLİK PROGRAMLARI NEYE YARAR?

“Hiç kimse bir masanın önünde, en mütevazı ifadeyle, 3-4 saat kesintisiz zevk ile oturup kitap okumaz, okuyamaz; eğer bir derdi, bir sorunu, bir sorusu yok ise elbette... İşte bu nedenlerle Karamanlı Karasakal Hoca’nın dediği gibi “Kitap okumak, insan öldürmekten daha zordur.”” (İhsan Fazlıoğlu – Okur Dergisi röportajından)

Evvela şunu söylememizde fayda olduğunu düşünüyor ve evlilik programlarına tam olarak nasıl bakmamız gerektiğini anlattığımız bu yazımızda bizim hangi zaviyeden olaya baktığımızı bilmenizi diliyoruz: ilim zor iştir, meşakkatli yolculuktur, sabrın külfeti ağırdır; edna yaşam nefse lezzetli geldiği için her çağda albenilidir.

İnsan dünya ve ukba derdinden anlık kurtuluşlar için kendinde afyon etkisi yapan tv programlarına meylediyor, tv programlarını izliyor çağımızda. Epigrafta kullandığımız İhsan Fazlıoğlu hocaya ait şu tespit: “Hiç kimse bir masanın önünde, en mütevazı ifadeyle, 3-4 saat kesintisiz zevk ile oturup kitap okumaz, okuyamaz,” söylenmiş çok doğru bir sözdür. Hocanın bu sözünü teşmil eder, kendi efkarımız için argüman olarak kullanırsak virgülden sonra, hocanın virgülünden sonra şu sözleri getirebiliriz: “Hiç kimse bir masanın önünde, en mütevazı ifadeyle, 3-4 saat kesintisiz zevk ile oturup kitap okumaz, okuyamaz; fakat izdivaç programı seyreder.”

Ülkemiz fahiş fiyatların döndüğü bir sektör ile yakın zamanda, 3-5 yıl evvelinde tanıştı. Bu sektör: izdivaç programcılığıdır. Ülkemizin en çok seyredilen televizyon kanallarında evlilik programı adı altında kültürümüzün, değerlerimizin yakınından geçmemiş, bize benzemeyen, bizden olmayan bir hayat tarzını içeren programlar yapılıyor. Daha düşük bütçeli kanallarda ise formatın muadili fakat eğitim, kültür olarak daha alt tabakadaki farklı yüzlerin konuk olduğu programlar dönüyor.

Olur olmadık yerde farklı devletlere suç atfetme, onlara birkaç külhanbeyi söylem ile ahkam kesme derdinde değiliz. Fakat bu programların ortaya çıktığı, ilk ortaya çıktığı, devlet ya da devletler neresi ise bu kültüre, bizim kültürümüze hayli uzak olduğu çok belli. Eğreti duruyor, sırıtıyor, izleyenleri dahi ekran başında utandıracak içerik ile halka yayın ediliyor.

Bu programların ilk ortaya çıktığı devletlere değil; ama bize külhanbeyliği yapıyor, ahkam kesiyorsun! Ne yapalım yani? Yorgunluk atıyoruz işte! İzliyoruz sadece gitmiyoruz ki oraya… Tasvip etmiyorsunuz; ama izliyorsunuz öyle mi? Evet.

Bilge Kral, Aliya:"Mağlubiyet ölmek değil, düşmana benzemektir," diyor. “Savaş düşmana benzediğinde kaybedilmiştir,” diyor. Bu çağ, kutsallarımızdan birini, en önemlilerinden birini, ailemizi dağıtmakla, kendine benzetmekle bize çelme takıyor. Bu çağın çağrısı, izdivaç programları ile bize dikte edilen: ”hız ve haz”

Hızlı yaşa, birinden usan diğerine git, en fazla şekilde haz al hayattan!

İzdivaç programları neye yarar? Bu bozgunluklara yarar, hız ve haz’ın 10 yaşından 70 yaşına kadar tüm halkın ana gayesi haline gelmesine yarar. Sizi 3-4 saat kendine bağlar. Oturup 3-4 saat kitap okumak zül gelir, adam öldürmekten zor gelir; fakat izdivaç programında bu süre 3-4 dakika gibi geçer.

Son Söz/Çözüm:


İzlemeyin. Cahit Zarifoğlu’na kulak verin:

Televizyon bir şamardır. Hem de kendi hanemizde kendi elimizle suratımıza inen büyük bir şamar. Bize neler yasak, şunlar bunlar. İşte bu yasakları, bu haramları televizyon bizim hanemizin içine kadar getirir. Her çeşidini, barını, umumhanesini, meyhanesini ve biz oturur Müslümanlığımızla, karımız kızımızla onu seyrederiz. Ve sonra deriz ki, nasıl oluyor da mukaddesatımız elden giderken, bize vururlarken ses etmez, vurana vurmayız.

Düşünün bakalım televizyon karşısında muhallebi gibi gevşemiş bir Müslümanda değil cihat etmek, acaba kalkıp bir farzı ifa edecek kuvvet ve istek kalmış mıdır