ASADA ARAYANLAR, MUSA’DA BULANLAR, ALLAH’LA OLANLAR - PEYAMİ SAFA GÜLAY


sende noksan bulmadım şu yerle gök yanarken
attığımda o oku ben atmadım sen attın
Çobanoğlu

Musa’nın asasını çalan adamın motivasyonu bizi ilgilendiriyor. Fakat bu alakayı görebilmemizin yolu, hemen her durumda burada bahsi geçen hırsızla benzer bir motivasyonu paylaştığımızı kabul etmekten geçiyor. Fuzuli’nin hayıflanmasında olduğu gibi: Herkes Mecnun’un aşkını konuşuyor. İyi de, Mecnun eserde bunları yaşıyorsa, onu bu eserde var eden müessir Allah bilir neler yaşamıştır? Bunu hiçbirimiz sormuyoruz. 

Adamın biri, Musa’nın asasıyla gösterdiği kerametlere şahit olunca, asayı çalıveriyor. Ne var ki, Musa diriltiyordu, adam dokununca öldürüyor. Musa asa ile yapıyordu, bizim adam neye dokunsa yıkıyor. Şimdi, bozukluk nerede? Neden aynı asa bir elde şifa, diğerinde bela olur? 

“Lazımsa da esbaba tevessül etmem” diyen şaire itibar edecek miyiz, etmeyecek miyiz? İşte böyle bir soruyla karşı karşıya olduğumuzu tespit edebilmemiz lazım. Müslümansak, bir şeye yönelik gayretimizle, o şeyden ortaya çıkacak sonuç arasında hiçbir mecburiyet vehmedemeyiz. Gayret kıymetlidir ve asla zayi olmayacaktır, tereddütsüz bir biçimde böyle inanıyoruz. Fakat bu bize “o zaman neden böyle olmadı, o zaman neden şöyle olmadı” demek hakkını vermiyor. Çünkü kendimiz için neyin hayırlı ve neyin hayırsız olduğunu bilmediğimiz, ayetle sabittir. 

Öyleyse, esbaba tevessül etmiyoruz. Kızıldeniz ikiye yarıldığında asada bir şey aramıyoruz, Musa’da bir şey buluyoruz. Fakat bununla da iktifa etmeyip Musa’nın müessirine dikkat kabarttığımızda işte Allah’la olmuşuz demektir. Onun için, belki yerle gök yanıyor, fakat biz noksan bulmuyoruz.

Bir şeyi olduran ve oldurmayan nedir? Bu soruya yönelik cevabımız da o kadar mühim ki, sonuçta ya olduracak ya öldürecek.

Yorumlar