HALİM TALAY - HESAP SORMALI “BEN”DEN

Keşmekeş ve bizi iki günde harcamaya hazır bir dünya. Telaşe ile koşuşturuyoruz bir sağa bir sola. Ne için koşuşturduğunun kim yeterince farkında? Nerede, derbederlik ve perişaniyet denizinde boğulmaya ant içmiş ruhlara sunulacak deva? Nice tiryak, nice merhem, nice çare vardır hakkı ile arayana. Evet, aramak; bazen kendini, bazen ötekini, bazen de ulaşılmaz olanı. Ararken hep istediğini mi almalı insan? Yeri geldiğinde durup, vazgeçmesi gerekenler olduğunu idrak edince onlara sırt çevirmesini bilmeli sanki. Sırt çevirme; bir küsmenin ötesinde, yoldaki taşları ayıklama hali.

“Kalu bela”dan beri taşıyıcısıyız emanetin. Asıl sahibine teslim edinceye kadar müdafaa ile mesulüz o kıymetli can nimetinin. Ötekine bakıp sende olmayana kederlenmekle nedir varmak istediğin? Onda olup da sende olmayanın derdi içinde adeta bir irin. Yüreğini saran, içine dertler koyan bu yoldan vazgeçemeyiş ne de hazin. Benliğini tüketmeye başlayan düşmana karşı “sağlam irade” zırhını giyin.

Bazen ufak bir iz belirir yüzünde. Bazen de bedenini esir alır onca yara. Dertlenip öylece kıvranırsın. Kurtuluş çaresi kalmamış gibi hüzün ve acıyla debelenip durursun. Çare ve şifayı ararken hiç mi hikayesi aklına gelmez timsal-i sabr olan Nebi Eyyub’un? Sen gibi bir tükenişin değil, sabırlı bir direnişin cengaveriydi o. Diline ilişince yaralar, O’na niyazını hakkı ile eda edemeyince himmetine sığındı, aman diledi O’ndan. “Ya Rabbi bana zarar dokundu ve Sen, merhametlilerin en merhametlisisin.'' diye can-ı gönülden haykırdı ellerini açarak semaya. Bedenden öte, artık ruha dokunan yaraları sarmaktı o kutlu nebinin derdi. Hastalıklara gark olmuş ruhunun hiç mi nasibi yok bu yakarıştan ey insan?

Şimdi geç aynanın karşısına. Bir emanet olarak sana teslim edilen bedenine iyice bir bak. Onda gördüğün en ufak kusurda içinin nasıl karardığını hatırla. Buna mukabil kendine şunları sormayı da unutma: “Bakınca bedenime, kendimce onlarca kusur gördüm. Ruhumda ne gördüm peki? Ya da ondaki kusurları görebilmek için azmettim mi hiç? Kusursuz gördüklerimin şükrünü yeterince getirebildim mi?”

Bu suallere verebileceğin cevaplardaki samimiyet, sende saklı olan hakikat gizemine ışık tutacaktır. Akşamın kızılı, doğanın yeşili ve gökyüzünün mavi berraklığı nasıl ruhumuzu okşuyorsa, suallere verilen samimi cevaplar da içimize bir o kadar dokunacaktır. Sağa sola savrulan o “ben”i istikamete sokman dileği ile…

Yorumlar

Yorum Gönder

Yorumunuz alınmıştır. Teşekkür ederiz.

Müfîd Ne Demektir?

İfâde eden, meramı güzel anlatan. Mânalı, mânidâr. Faydalı, faydayı mucib olan. Mütâlâsından istifade olunan.