RÉNÉ GUÉNON – MODERN DÜNYANIN BUNALIMI (ALINTILAR)

Arka Kapak Yazısı:

Modern dünya, bu ölümcül inişle uçurumun ta dibine mi inecek, yoksa Greko-Latin uygarlığının çöküşünde olduğu gibi sürüklendiği uçurumun dibine varmadan önce, bu defa da gene yeni bir diriliş mi olacak? Öyle görünüyor ki, yarı yolda duruş artık hiç mümkün değil. Ayrıca geleneksel öğretilerce verilen bilgilere göre KaliYuga’nın son safhasına, bu “karanlık çağ”ın en karanlık dönemine gerçekten girmiş durumdayız. Çünkü gerekli olan basit bir doğrulma değil, bütünsel bir yenilenmedir.

Her alanda bir düzensizlik ve bir bunalım hüküm sürmektedir. Çok iyi biliyoruz ki onların zaferi ancak geçici ve görünüştedir. Hindistan’ın kutsal kitaplarınca bildirilen “kastların karışacağı, ailenin bile artık olmayacağı” o korkunç döneme gelmedik mi?

Bu durumun gerçekten dünyanın bugünkü durumu olduğunu anlamak, her yerde İncil’in “umutsuzluk belası” dediği derin düşkünlüğü görüp saptamak için, insanın çevresine şöyle bir bakması yeterlidir. Hiçbir “iyimserlik” ya da “kötümserliğe” kapılmadan, onu olduğu gibi ele almak uygun olur. Çünkü, daha önce de söylediğimiz gibi, eski dünyanın sonu yeni bir dünyanın başlangıcı olacaktır.

Kitabı Okurken Altını Çizdiğim Bölümler ve Aldığım Notlar:

“Bu iki uygarlık arasında ortak bir ölçü bulmak nasıl mümkün olur? İnsan, içine girdiği bilmem hangi düşünceyle kör olmadıkça nasıl cüret eder de maddi üstünlüğün düşünsel çöküntüyü telafi edeceğini ileri sürebilir? Burada saf entellektüalite söz konusudur.” (Sayfa 18)

Eğer eylem normal alanın ötesinde bulunan bir ilkeye bağlanmıyorsa, sadece saf bir yanılsama olacaktır. Muktedir olduğu bütün hakikatini ve varoluşunu ve hatta tüm gücünü kendisindençıkardığı bu ilke, ancak düşüncede veya tercihen bilgide bulunabilir; çünkü bizzat bilgi ve bilgiye ulaşılan işlem hiçbir şekilde birbirinden ayrılamayacağından, aslında bu iki terim eş anlamlıdır veya en azından birbiriyle yakışır.

Eylemin özü itibariyle geçici karakterinin sonucu olarak, gerçekten eylem alanında sonuçların daima kendilerini meydana getiren şeylerden ayrı olduklarını, oysaki aksine bilginin meyvesini bizzat kendisinde taşıdığını burada belirtmek gerekir. (Sayfa 72)

İşte modern çağın en çok göze çarpan özelliği budur: Ardı arkası kesilmeyen bir telaş, sürekli değişim ve bizzat olayların kendisiyle birlikte sürüklendiği, durmadan artan hız gereksinimleri… Bu, çokluk içinde dağılmadır. Öyle bir çokluk ki artık, artık hiçbir üstün ilke bilinciyle birleşemez. Ayrıca bu, bilimsel kavramlarda olduğu gibi, günlük hayatta da aşırılığa vurdulan bir çözümleme, sınırsız bir parçalanma ve insani etkinliğin, hala çalışabileceği tüm alanlarda,gerçek bir ufalanışıdır. İşte Doğuluların gözünden öylesine çarpıcı olan birleşim, (synthése) yeteneksizliği ve her türlü yoğunlaşma imkansızlığı da buradan kaynaklanmaktadır. Bunlar gittikçe artan bir maddileşmenin doğal ve kaçınılmaz sonuçlarıdır. Çünkü madde, özü itibariyle çokluk ve parçalanma demektir. Bu nedenle sırası gelmişken, ondan doğan her şeyin, bireyler arasında olduğu kadar toplumlar arasında da kavgalara ve her türlü anlaşmazlıklara yol açabileceğini söyleyeyim. Maddeye ne kadar dalınırsa, bölünme ve karşıtlık öğeleride o kadar çoğalır ve yaygınlaşır. Buna karşılık, insane saf maneviyata doğru ne kadar yüklenirse, ancak evrensel ilkelerin bilinciyle tam olarak gerçekleştirilebilen tevhide o kadar yaklaşır. (Sayfa 73)

Belirttiğimiz ruh hali, her şeyden once, eğer ifade yerindeyse, dini “küçültüp önemsiz gibi göstermek”ten, onu kıyıya atılmış bir şey haline getirmekten, ona mümkün olduğu kadar sınırlı ve dar bir yer vermekle yetinmekten, onu hayatın diğer geri kalan kısmı üzerinde hiçbir gerçek etkisi olmayan ve bir su geçirmez bir bölmeyle hayattan soyutlanan bir şey haline getirmekten ibarettir.(Sayfa 107)

Şimdilerde din, artık “ahlakçılık”tan başka bir şey değildir ya da en azından öyle gözüküyor ki hiç kimse gerçekten dinin ne olduğunu bilmek istemiyor; oysaki din apayrı bir şeydir. (Sayfa 108)

Bu incelemede, bizi ancak dolaylı yoldan ilgilendiren toplumsal görüş açısına özellikle bağlı kalmayı dşünmüyoruz; çünkü bu görüş açısı, temel ilkelerden oldukça uzak bir uygulamayı temsil etmektedir ve gene çünkü, ne olursa olsun, modern dünyanın yenide düzelmesi hiç de bu alanda başlamayacaktır. Bu düzelme işine gerçekten ters yönde gidilmişse, yani ilkelerden hareket etmek yerine, sonuçlardan hareket edilmişse, modern dünyanın ayağa kalkması, ister istemez ciddi bir temelden yoksun kalacak ve tamamen aldatıcı olacaktır. Bundan istikrarlı, kalıcı hiçbir şey çıkmayacak ve herşeye habire yeniden başlanacaktır. Çünkü herşeyden once temel hakikatler üzerinde anlaşmaya varma ihmal edilmektedir. Bu nedenle kelimeye en geniş anlamını vererek de olsa, siyasal olaylara bir çağın zihniyetinin basit dış göstergeler değerinden başka bir değer vermek bizim için mümkün değildir. Ama bu ilişki altında bile, modern kargaşanın belirtilerini tamamen susuşla geçiştiremeyiz. (Sayfa 113)

Eğer bundan bir abartma yaptığımız sanısına varılacak olursa, sadece çoğu insanların sözde dini inançlarının nelere indigendiğini görmek gerekecektir: Bunlar, hiçbir zaman kendilerine mal edemedikleri ve hiçbir zaman üzerinde en ufak bir şekilde kafa yormadıkları, ama belleklerinde tuttukları, okulda öğrenilen ve teyp gibi ezberlenen bilgilerdir; herkes gibi onlarda bu bilgileri fırsat oldukça, tekrarlayıp dururlar; çünkü onlar belli bir biçimciliğin birer parçasıdır; işte, onların din adı altında anlabildikleri her şey budur. Dinin bu şekilde “asgariye indirgenmesi”nden daha once söz ettik; söz konusu “lafçılık” (verbalisme) da dini bu şekilde asgariye indirgemenin son basamaklarından birini temsil eder. Sözde “inananlar”ın pratik maddecilik konusunda “inanmayanlar”dan hiçbir hususta geri kalmadıklarını, dini asgariye indirgeme işi açıkça göstermektedir. Ileride yine bu konuya döneceğiz, ama daha once, modern bilimin maddeci özelliğiyle ilgili değerlendirmeleri bitirmemiz gerekiyor, çünkü bu sorun değişik açılardan ele alınması gereken bir sorundur. (Sayfa 134 – 135)

Modern uygarlık gerçekten niceliksel uygarlık diyebileceğimiz bir ugarlıktır. Bu da, onun maddi bir uygarlık olduğunu söylemenin bir başka biçimi demektir. (Sayfa 137)

Modern uygarlık suni ihtiyaçların çoğaltılmasını amaçlar. Daha önce yukarıda da söylediğimiz gibi, sürekli olarak doyurabileceğinden daha çok ihtiyaç yaratacaktır; çünkü insane bir kez kendini bu yola kaptırdımı, artık o yolda durması pek güçtür ve hatta belirli bir noktada durması için hiçbir neden de yoktur. (Sayfa 144)

Hiç kuşku yok ki, kelimenin bütün anlamlarıyla gerçekten “şeytani” bir şey olan modern düşünce, bugün toplumdan soyutlanmış ve dağınık bir halde bulunan bu elemanların genel zihniyet üzerinde gerçek bir etki gösterebilmeleri için gerekli bağlantıyı elde etmelerini engelleme konusunda bütün olanaklarıyla çaba götermektedir. (Sayfa 173 – 174)

Bütün bu engelleri aşmayı ve her türlü maneviyata karşı olan çevrelerin düşmanlığını yenmeyi başaracak kişiler, kuşkusuz çok az sayıda olacaktır, ama bir kez daha tekrar edelim, önemli olan sayı değildir; çünkü biz burada, yasaları, maddenin yasalarından çok farklı bir alandayız. Öyleyse umutsuzluğa yer yoktur, ayrıca, modern dünya herhangibir felaket içinde yok olmadan önce, gözle görülür önemli bir sonuca çıkacak hiçbir umut olmasaydı bile, gerçek gücü şimdiki çağın çok ötesine uzaman bir işe girişmemek için geçerli bir neden olamaz. Cesaretsizliğe boyun eğme duygusuna kapılanların, bu alanda yapılacak hiçbir şeyin kaybolmayacağını ve kargaşa, yanlışlık ve karanlığın sadece görünüşte ve geçici olarak üstün gelebileceğini, kısmi ve geçici tüm dengesizliklerin büyük ve bütünsel dengeye katkıda bulunmak zorunda olduğunu, sonuç llarak Hakikatin gücüne karşı hiçbir şeyin üstün gelmyeceğini düşünmeleri gerekir.Onların şiarları, vaktiyle Batı’nın bazı tasavvufi (initiatique) kuruluşlarının benimsediği şu şiar olmalıdır: Vincit omnia Veritas (Hak her şeye galiptir!) (Sayfa 176)