ENGİN ERDEMİR - ANDREİ RUBLEV FİLMİ ÜZERİNE



Ne Anlatıyor?

Andrei Tarkovsky’nin ikinci filmi olan Andrei Rublev, 15. yy.’ın başlarında Rusya’da geçmektedir. Rus Ortaçağı’nın dönemin en önemli Rus ressamı, ikon ve fresk sanatçısı Andrei Rublev üzerinden anlatıldığı filmde, bir ressamın mistik ancak izleyiciye saf gerçekçi yansıyan yolculuğu sırasında karşılaştığı durumlar betimlenerek, Ortaçağ Rusya’sına değinmek istiyor Tarkovsky. Aslında iki başlı bir anlatım çerçevesi çiziyor bize. Biri halk ve soylu çatışması çizgisindeki meseleler iken diğeri ise ferdi maneviyatın tekamülüne imkan veren evrelerin duyurulması şeklindedir.

Filmde ressam Andrei Rublev ile arkadaşı Kirill, Theophanes’den bir iş teklifi alıyorlar. Bu teklifi ikisi de kabul ediyor ancak Kirill, Rublev’e duyduğu kıskançlık duygusunun ağırlığı ile ikisinin de bağlı bulunduğu cemaatten ayrılıyor. Rublev ise işi başka bir ekiple yürütmeye çalışıyor.
Ancak Rublev ve ekibi bir türlü verimli bir çalışma gayreti içinde bulunamıyorlar. Onları etkileyen birçok etkene sonraki bölümlerde değinileceği için detay anlatıma gerek duymuyorum. Rublev ve beraberindekilerin bulundukları bölge Tatarlar tarafından saldırıya uğruyor. Saldırı halkın büyük bir kısmının ölümüne yol açıyor. Bu işgal sırasında Rublev de bir Tatar’ın bir kadına tecavüz etmesine müsaade etmemek için bu Tatar’ı öldürüyor. Filmin dönüm noktalarından biri olarak bu ölüm, Rublev’in sessizlik yemini ederek, işlediği günahın kefaretini ödemesine yol açıyor.


Kilise, halk ve devlet içindeki ikiliklere, çatışmalara, ikiyüzlülüklere vs. de dikkati çeken filmin ilerleyen kısımlarında prens bir çan yapılmasını istiyor. Çanın yapımı ise çan yapımındaki ustanın ölümü üzerine oğlu Boriska’ya kalıyor. Boriska da babasının çan yapımı hakkında ona verdiği sırlar doğrultusunda çanın yapımını üstleneceğini söyleyerek bu işin yapımını zoraki de olsa yükleniyor. Çan yapılıyor ve Boriska babasının ona bir sır vermediğini itirafta bulunuyor. Bu epik dramın yanı sıra Rublev’in bir nevi lirik dramı devreye giriyor ve Rublev sessizliğini bozarak çizmeye, resme Boriska ile geri döneceğini gösteriyor. Filmin son sekanslarında ise Tarkovsky sahneyi, Andrei Rublev’in ikonları ve resimlerinin gösterisine bırakarak izleyicisine, filmin başından sonuna Andrei Rublev’in çalışmalarına göndermelerle dolu olduğunu ve filmin hikayesini aslında bu çalışmaların yazdığını betimliyor.

Çözümleme

Film giriş sekanslarından itibaren, hareketli tablolar halinde resimler aktarıyor sanki izleyiciye.. Aslında zannımca Tarkovsky bir de Rus Ortaçağı’nı izleyin demek istiyor. Yefim karakteri koşarak hazırlamış oldukları balona bağlıyor kendini. Aşağıda ise iplerinden sımsıkı tutarak, gitmesini (uçmasını/başarmasını) istemeyen kilise zihniyeti bulunuyor. Yefim başarıyor, uçuyor. Filmin görüntüleri Yefim’in gözünden ve havadan aktarılıyor. Tabi ki Yefim, onun sandığı gibi havada asılı kalacak değil, yere düşüyor. Bu da Tarkovsky’nin bir başka mesajı olmalı; İnsan yükselir; ancak düşer!

İyi bir giriş bize hikayenin çerçevesini sunuyor aslında, birbirinden bağımsız gibi görünen ancak kopuk bir film olmaktan ötede bütünlüklü ve sahici bir yapıya sahip olan filmin konusu girişte veriliyor. Filmin bundan sonraki kısımları Rublev’in ferdi tekamülünde geçtiği evrelerden oluşuyor. Rublev daha önce bahsini ettiğimiz gibi, arkadaşı Kirill ile bir kilise işi alıyor. Kirill’in Rublev karşısındaki hırs ve kıskanma dürtüleri, çağın insanının güzel bir tasviri. Filmin konusunu ve çözümlemesini ne kadar geniş tutuyorsak da, meramını sanatla anlatmaya çalışan Tarkovsky bize bir anlamda da iki sanatçı arasındaki (belki de tek taraflı) çatışmanın unsurlarından, hırs ve kıskançlığın tohumlarının nasıl atıldığını ve sonuçlarını anlatmaya çalışıyor. Kirill de Rublev’de olduğu gibi filmin başından sonuna kadar bir tekamülü yaşıyor. Ancak biz bunun Rublev’inki kadar gözler önüne serildiğini görmüyoruz. Tarkovsky bir anlamda, filmin retoriğine sadık kalarak Rublev’in yeteneğinin hakkını da teslim ediyor.

Filmin devamında Rublev ve Theophanes’in diyalogları ve ara görüntü olarak çarmıha gerilme sahnesi de dikkat edilmesi gereken kısımlardan biridir. Rublev, ‘Ve şimdi her şeyve şimdi her şey tekrar ediyor. Her şey sonsuz bir çember ve sürekli kendini tekrar ediyor. Eğer İsa dünyaya dönseydi, onu yeniden çarmıha gererlerdi.’ diyerek bir ikiyüzlülüğün ve aslında insanoğlunun nasıl istikrarlı bir şekilde değişime kapalı bir konumda durduğunu anlatmaya çalışıyor. Her şey tekrar eder ve başladığı yere geri döner. Rublev’in ızdırabına sebep olan unsurlardan ve tekamülündeki evrelerden biridir bu. Bunu görebiliyor Rublev. Bir sanatçı olarak, onu sanatından uzakta tutan böyle birçok etkene maruz kalıyor, hatta çizmekte kararsızlık yaşadığı Kıyamet Sahnesi’ni de çizmekten vazgeçiyor.

Rublev, iç çelişkiler içindeyken olaylar silsilesi içinde bir Pagan ayinine rast geliyor. Aslında şahit olduğu durumun biraz sonra kilisenin baskıcı ve otoriter tavrını ortaya koymasının yanı sıra yıkıcı davranışları da oluyor. Zorlama bir din algısı, zorlama bir din eylemselliğine mecbur kılıyor, diğerlerini yani Hıristiyan olmayanları. Rublev, sessiz kalıyor. Aslında filmin genelindeki bu tür tablolara sadece bakıyor ve esaslı yorumu, yorum gücünün zirvesinde; özünde tartışarak geliştiriyor. Bir sanatçı olarak baktığımızda bunun daha da anlam kazandığını göreceğiz. Gözleri önünde öldürülen insanlar karşısında sessiz kalmayı tercih ediyor çoğu zaman. Hatta Kirill’in bir soytarıyı kendi ihbar etmesine rağmen, bunu Rublev’in yaptığını söylemesine bile bir tepkide bulunmuyor. Ancak sesinin en yüksek çıktığı anda ise büyük bir günaha bile bulaşabiliyor.

Rublev, büyük günahına giderken bir evreyi daha atlatıyor böylece. İşini aldıkları kilisenin bağlı bulunduğu yönetimde de birtakım çatışmalar ve ikiyüzlü tavırlar bulunmakta. İdareci iki kardeşin birbirine kilisede rahip karşısında verdikleri sözü tutmamaların sonuçları, idarelerindeki bölgenin kardeşlerden birinin Tatarlar ile iş birliği yaparak işgal edilmesine kadar varabiliyor. İşgal sırasında Tatarlar, yakıp yıkıyor, insanlara işkence ederek, birçoğunun ölümlerine sebep oluyor. Askerler, Rublev ve beraberindekilerin saklandığı yere girdiklerinde içlerinden biri Rublev’in yanında bulunan bir kıza tecavüz etmek için onu götürmeye çalışıyor. Rublev, bu sahneye şimdiye kadar olduğu gibi sessiz kalmıyor ve askeri öldürüyor.

Bir sanatçı ve bir dindar olarak Rublev bir insanın ölümüne yol açıyor. İşte Rublev’in bir diğer evresi. Belki de Tarkovsky’nin betimlemeye çalıştığı, insanlığın bir evresi olarak Rublev misali. Şimdiye kadar, kötü kavramının içini doldurabilecek duygular ve davranışlarla yüzleşmiş olan Rublev kendi kötüsü karşısında aciz durumda kalıyor. Bu büyük günahın bir bedeli, bir kefareti olduğunun farkına varıyor. Bir sanatçı susmayı seçiyor ve sessizlik yemini ediyor. Bu sessizlik onun sadece insanlığın müşterek özelliklerinden sözcüklerle anlatıma başvurma davranışından öte başka bir sessizliği de içeriyor. Ressam Rublev, artık çizmek de istemiyor. Bu evrede Rublev, hakikate giden yolun hiç de temiz olmadığını anlıyor. Bir büyük günah teorisinin meyvesi olarak Hıristiyan algısında bir bozulma daha yaşayarak, bir diğer büyük günaha eriyor. Hakikat bu günahın kefaretini ödediği takdirde onun olacaktı. Bu kefaretin bir diğer yönü de Rublev’in mistik tarafını aktarıyor izleyiciye. İlahi bir kefaret ve bağışlanma mı yoksa kendini cezalandırma yoluyla ferdi muştuya erişmek mi?

Filmin son kısımlarına yaklaşırken Kirill’in kendisine itiraflarda bulunmasına karşın Rublev’in sessiz konuşmaları devam ediyor. Ortaçağ ortamının bir sanatçıya verebildiği şeyin yalnızca, üretmemek adına suskunluk olduğunu görebiliyoruz. Son kısımlarda filmin can alıcı ve aslında bağlayıcı noktalarından biri olarak yukarıda anlatıldığı şekliyle çan yapımı sahnesi de yer alıyor. Boriska’nın üstlendiği çanın yapımı meşakkatli ve bir o kadar da itinalı bir gayreti gerektiriyor. Boriska’nın, babasından çan yapımının sırrını aldığını söylemesi, bu işi almak daha doğrusu çana imzasını atabilmek adına kurduğu bir yalandan ibarettir. Bu da bir çocuğun sanata olan tutkusunu anlatır bize. Evet, sanatın nasıl bir tutku olduğunu, içsel süreçlerin dışsal etkinlenimlerden hareketle nasıl oluştuğu ve sanatın çerçevesini nasıl işlediğini bu örnek üzerinden de anlayabiliyoruz.

Boriska’nın tutkusu meyvesini veriyor ve çan yapımı tamamlanıyor. Sanatçı olarak Boriska, müthiş bir tutku, üstün gayret ve yeteneğinin ürününü gördüğünde bir iç huzura kavuşuyor ve eserine sarılıyor. Bu bir kırılma noktasıdır. Özellikle Rubev Boriska’nın bu tavrından etkilenerek, kefaretinin ödendiğini ve artık geri dönüşün mümkün olduğunu düşünmeye başlıyor. Çanın yapımı tamamlandıktan sonraki safha ise çanın çalıp çalmayacağı üzerine kurulu bir durum. Bütün ahali, halk ve soylular, çanın başına toplanarak bir ses duymayı ümit ediyorlar. İçeriğini tüketmiş bir algı, ümidini yeni bir sese bağlıyor. Çan çalıyor!
Boriska, görevini tamamladı, bu görev bir anlamda Rublev’e de izlediği yolda müsaade verdi ve onun diğer bir evreye erişmesini de sağladı. Keder, günah, ikiyüzlülük, gayri-sahi durumların boyunduruğundan kurtularak sanatçı kişiliğine yemi bir yön verdi Rublev. Filmin son sahnesi ise Andrei Rublev’in eserlerinden oluşuyor. Film baştan sona siyah beyaz ilerlerken, birden resimlerin, ikonların rengiyle renkleniyor. Tarkovsky bize filmin bir özetini daha geçiyor.

Sonuç - Değerlendirme


Andrei Tarkovsky, Doğu mistisizmi etkisinde bir Hıristiyan geleneği sorgulaması yapıyor. Batı Ortaçağı’nın topyekün değerlendirmesini, Rus Ortaçağ üzerinden yaparak olgunun tezahürlerinden birini gözler önüne seriyor. Bir decadence eleştirisi yaparken, diğer yandan da Doğu mistisizmi etkisi altında belki de bir Hıristiyan/Batı mistisizmini oluşturmaya veya eğer var ise yaşatmaya gayret ediyor.

Filmde bir sanatçının yaratımdan vazgeçişi anlatılmaya çalışılıyor temel olarak. Bu durumun filmin temelini oluşturması fikri tamamen yönetmene ait ancak bunun sebebini de kendisi bir röportajda bu minvaldeki bir soruya verdiği cevapla anlatıyor bize; ‘Rublev'in kariyerinde bir boşluk, yaratımsız geçen önemli bir dönem olduğu biliniyor. Bu dönemi bir reddiye olarak yorumladım. Ama mesela, Rublev'in bu dönemde Venedik'te olduğunu ispatlayan bir başka yorum çıkarsa ne şaşırırım ne de şok olurum. Ben bir Rublev yarattım ama başka yorumları da kabul ederim.’ Filmin belgesel anlamındaki yönelimi bu iken, fikri planda; Tarkovsky düşüncesinde yaratım sürekli bir haldir ya da sürekli olması gereken bir haldir. O bir dua ve yakarış biçimidir ki Rublev’in duasını nasıl ettiğini ve nasıl bir yakarışta bulunduğunu daha önce tahlil ettik.

Filmin anlatımındaki ikilikten ve muhtevanın özel/genel ilişkisindeki konumundan söz etmiştik. Burada değinmek istediğim diğer bir ikilik ise bir tavır olarak Tarkovsky’nin yaşadığı dönem ve içinde bulunduğu ortama bir sözünün olduğu şeklinde yorumlanabilir. Film SSCB döneminde yayınlanmış ve Komünist rejimin baskıları ve zorlamaları sonucu 39 dk. Kısaltılarak, 1971’den itibaren Batı’da gösterime girebiliyor. Bu bize şunu anlatmalıdır; Tarkovsky, sonrasında maruz kaldığı hareketin tasvirini filminde, öncesinde yapıyordu. Tarkovsky’nin bir sanatçı olarak karşı karşıya kaldığı bu durum, Andrei Rublev’in kimliğinde somut bir anlatım biçimine dönüşmüştü.

Anlatılanlar sonucunda sorgulanabilecek noktalardan biri de yönetmenin mensubu olduğu topluma bu film ve bu şahsiyet üzerinden bir mesaj verip vermediğidir. Eğer bu film böyle bir mesaj içeriyorsa içerik nedir? Eğer içermiyorsa bile bu durum böyle bir yoruma açık mıdır? Eğer bir mesaj varsa bu Rus halkının sahip olduğu ancak unuttuğu ruhu geri getirebilmesi istikametinde yorumlanabilir. Tabi ki bu yorum genelleştirilebilir bir yapıya da sahip. Ancak yönetmen filmin hazırlık, çekim ya da yayın aşamasında böyle bir kaygı gütmediğini, bu kaygının ancak Batı ile Rusya arasındaki bir meselenin ürünü olarak, bu kaygıyı güdenlerin sahipliğinde varolabileceğini, kendi kelimeleri ile söylüyor.

Yönetmen, her ne kadar Rus toplumuna verecek bir mesajı yok diyorsa da, bir film muhtevası itibariyle hem kendi toplumuna hem de diğer toplumlara bir iletide bulunabildiği ölçüde uyarıcı niteliğe sahip olabiliyor, ilgi çekebiliyor. Andrei Rublev, yönetmenin kaygılarından bağımsız olmamak kaydıyla, izleyicinin kaygısıyla birleşebilmiş, yeni anlam üretebilme gücüne erişmiş bir film. Fikir ve resim telakkisi Tarkovsy’yi aşan ve bütüne ulaşan başarılı bir başyapıt.