LÜTFİ KAYTANCI - ÇAĞIMIZIN GENÇLİK SORUNLARINDAN: LÜZUMLU MEŞGULİYET EKSİKLİĞİ

‘Boş bir kafa şeytanın çalışma odasıdır’ demiş Platon. Meşguliyet, günlük hayatta çok mühim bir meseledir. İnsan; kendini lüzumlu ‘bir şeylerle’ meşgul etmediği zaman, gördüğüm o ki; kötü, hatalı, pişman olacağı şeyler düşünüyor ya da yapıyor.

Askerde gençler kötü düşünmesin ya da kötü yapmasın diye komutanlar saçma da olsa bir iş veriyorlar. Örneğin toprağı kürekle bir yere taşıtıp sonra aynı yerden eski yerine geri taşıtmak ya da ot yoldurmak gibi.

Geçmiş zamanda TV dizilerinin olumsuz etkileriyle ilgili bir haberde mikrofon uzatılan, ismini hatırlayamadığım bir psikolog, günümüzde kız olsun erkek olsun gençlerin bedenen olgun birer insan olduğunu ancak birçok gencin zihnen yaşından 3-5 yıl geride bilinç, davranış ve tavır sergilediği tespitinde bulunmuş ve bu durumu da daha çok dizilere bağlamıştı.

Bir lise öğretmeni olarak psikoloğun bu tespitinin oldukça doğru ve anlamlı olduğunu düşünüyorum. Zamanını; özellikle de ergenlik çağı gibi kritik bir dönemde, zihinsel, fikirsel, duygusal gelişimine olumlu etki edecek meşguliyetlerle geçirmemiş gençlerin tutum ve davranışlarının yaşından 3-5 yıl geride olduğunu sıklıkla gözlemliyorum. 

Ayrıca özellikle de bilgisayar oyunlarının etkisiyle odaklanma ve dikkat sorunu yaşayan pek çok öğrencim olduğunu görüyorum. Gençlerin sağlıklı sosyalleşebilecekleri, zihinsel, duygusal, bedensel açılardan kendilerini geliştirebilecekleri imkânlardan/mekânlardan özellikle de ilçe ve köylerde mahrum olduklarını söylemek mümkündür.
 

Eskiden el emeği ile yapılan pek çok işin, teknolojinin de gelişimiyle makineler aracılığıyla yapıldığı bir gerçektir. Peki, geçmişe göre bu durumdan artan zamanda bireyin meşgalesi ne olacaktır? Bu konuda ailelere MEB’e, belediyelere, Kültür, Spor, Aile bakanlıklarına büyük görevler düşmektedir. Özellikle ilçelerde birçok gencimiz, okuldan sonra ve tatillerde, sokaklarda boş boş gezmekten başka bir iş yapmıyorlar. 

Boş gezen gençlerin kavga ettiklerini, uyuşturucu, alkol gibi kötü alışkanlıklar edindiklerini, kız-erkek ilişkilerinin uygun olmayan ortam ve şekillerde yaşandığını, hayatlarını bir kitap dahi okumadan, lüzumlu bir meseleyi dahi gündemlerine almadan geçirdiklerini ve bunun sonucunda ‘kısa yoldan köşeyi dönmek’ üzerine bir hayat felsefesi geliştirdiklerini ve bu uğurda dürüstlük, ahlak, doğruluk, helal kazanç gibi değerleri hiçe saydıklarını/sayacaklarını görmek pek de zor olmasa gerek.