12 KIZGIN ADAM FİLMİ ÜZERİNE

“12 Kızgın Adam” filmi bizi ilk olarak çağımızın değil, insan zihniyetinin tarihi kadar, insanlığın tarihi kadar derin bir problematik alanında düşünmeye davet ediyor. Bu davet “ön kabuller, kesin yargılar, yargısız infazlar ve düşünsel arka planı bulunmayan hüküm ve cezaların” kararı veren kişinin elinde nasıl bir silaha dönüşeceğini görmemizi sağlayan çok önemli bir davet.

Sidney Lumet imzalı bu 1957 yapımı filmi izlemek film izleme tutkusu yalnızca aksiyon ve bilim kurgu filmlerinden oluşan kişiler için ilkin gözden kaçacak bir film.
Fakat genel izleyici kitlesinin dışına çıkabilen, ön yargılardan arınmış, biraz felsefe, biraz psikoloji ve bilumum sosyal bilimlerden biri ile ilişkisi bulunan insanların gözünden kaçmayacak kaçamayacak bir film.

Film babasını öldürdüğü iddia edilen bir kişinin eğer oy birliği sağlanırsa idam edileceğinin ilanı ile başlıyor. Ve 12 kişilik karar ekibi bir odada bir kişinin hayatının geri kalanını yazmak üzere toplanıyor.

Toplum içerisinde sosyal düzenin bir parçası olan insanın, toplumsal gerçeklikten bağımsız olarak düşünmesi ve özgün fikirlerini, büyük çoğunluğun kabul ettiği gerçeklere zıt olan doğru görüşlerini her zaman ve zemin de söylemesi çok zor bir iştir. Bu yüzden en büyük düşünürler dahi kendilerini çağının çocukları olmaktan, toplum merkezci düşünmeden tamamıyla arındıramamışlardır.

Toplumdan başka oluşumlara, örneğin daha küçük parçalara, klikler(küçük arkadaş grupları)e üye olmada dahi insanın özgün düşüncesinden bir kısmını yontması istenir. Üzerinde baskı olan ve bir karar vermek hakkı doğduğunda özgün düşünebilen insan, üstün insandır.

12 Kızgın Adamdan 8. si bu üstün insanın, bizim toplum merkezcilikten kendisini arındırabilen diye tarif ettiğimiz kişiliğin, zaman ve zemin ne olursa olsun doğru bildiğini söylemekten kaçınmayan doğru insan profilinin ta kendisidir.

Ahlâklı olmak demek; hakikati savunmak demektir. Ön yargılarla hüküm vermek yerine görünen cüzzamlı(hastalıklı, vahşi) suçun ardındaki masumane saflığı görmeye çalışmak etik bir davranıştır. Olayların müspet(olumlu, pozitif) tarafını bir yana, menfi(olumsuz, negatif) tarafını öbür yana koyup insanlara hak ettiği kadar ceza veya mükafat vermek yine etik bir kişiliğin yapması gereken bir davranıştır.

8. adam olayı bitirip gitmek, masum olabilecek bir çocuğun hayatında öngörülerle karar vermek ve onu idama mahkum etmek isteyenler karşısında özgün kalabilen bir adamdır.

İhtiyar bir şahit ve gözlüğü takılı olmayan ikinci şahitin şahitliği ile bir insanın idama mahkum edilemeyeceğine, oturulup olayın enine-boyuna konuşulması gerektiğine inanan ahlâklı bir kişiliktir. 3. Adamın önyargılarını kırmak ya da onu en azından objektif bir düşünce ile karar vermek konusunda ikna etmek 8. Adamı en çok yoran iştir.

Başlangıçta 8. Adam dışında tüm diğerlerinin evet idam edilsin bu çocuk kararlarından hayır idam edilmesin demeleri arasındaki fikirsel, zihinsel bir film ile karşı karşıyayız.

İnsanlık tarihindeki son iyi olsun da nasıl olursa olsun ya da kültürümüzdeki neticeye bakalım zihin yapısından öte sonuçlarla ilgilenmek iddiasında olmadan filmin katkısını şu şekilde görüyorum.

Evvela fikir insanı, araştırmacı, kalemi elinde tutan hakim sona değil yola bakmakla yükümlüdür. Sonuçta ne ile karşılaşacağımızı bilmek isteriz elbette fakat bu bizi dumura(rutinlik, klişelik) uğratır. 8. Adam dışındaki tüm karakterlerde gördüğümüz de işte budur.

İnsan zihninin garipliklerinden biride kısa yoldan sonuca ulaşmak isteğidir. Filmimizin bize araştırmadan netice elde etmenin, önyargılar ile karar vermenin ne kadar olumsuz ve kötü sonuçlar doğuracağını görmemiz yolunda bir davet olduğunu söylemiştik.

Toplumun parçası olmak insanın psişik(zihinsel) süreçlerindeki özgünlüğü maalesef törpülüyor. Fakat öte yandan toplumda bağımsız düşünemiyoruz.

11 kişi gibi düşünmek, benmerkezci bir zihin ile insanları yargılamak, bir hakikat arayışı içerisindeki insan olmaktan korkmak ve kaçmak kolay olandır.

İlk başta 11 kişinin idam edelim dediği çocuk hakkındaki kararlarını değiştirmesi, cinayette kullanılan bıçağın sıradışı bir cinayet bıçağı değil de her an ve her yerde bulunabilecek bir bıçak olduğunu görmesi insanın, modern insanın, çağımız insanın ve tüm toplumlardaki zihin yapısının bir aynası nispetindedir.

Bir film ile çok şey anlatılabilir. Ve o film baştan sona bir oda da geçebilir ve zihinlerin uyanması için o odadan da ışık hüzmesi saçılabilir. Asıl mesele ne kadar açık olabilidiğimiz meselesidir ötekinin düşüncesine. Ne kadar geniş olduğudur ufkumuzun ve ne kadar eleştirel düşünme(critical thinking) becerisine sahip olduğumuzdur.

Nihayetin de herkes bir birinin cellatıdır modern dünyada. Hepimiz ötekinin, bizim dışımızdakilerin kalemini kırmak üzere kurgulanmış otomatlar(insan biçimsel makine) gibiyiz. Kaç kişinin kalemini kırdık, ne kadar bencil davrandık, toplumun yargısız infaza kurban ettiği kaç insanı biz de astık?

Filmden çıkartılacak asıl soru şudur: Ön yargılarımız yüzünden kaç kişinin katiliyiz?