ABDURRAHMAN BEDEVÎ - BATI DÜŞÜNCESİNİN OLUŞUMUNDA İSLÂM'IN ROLÜ (KİTAP TAHLİLİ)

Bu araştırmada, Batı düşüncesinin oluşumunda İslam'ın oynadığı rolü ana hatlarıyla çizmeye çalışacağız. Bu etkin rol, değişik sanayi dallarıyla birlikte felsefe, tabiat bilimleri, fizik ve matematiğe olduğu gibi edebiyatın şiir ve öykü, güzel sanatların da mimarî ve müzik dallarına kadar uzanmıştır. En parlak evresinde olan İslam düşüncesiyle uyanışın ilk yıllarını yaşayan Batı Aklı arasındaki "aşılama" işlemi, iki merkezde odaklanmıştır. Bunların ilki İspanya, özellikle de Toledo (Tuleytula) şehri, diğeri ise Sicilya ve Güney İtalya idi. En meşhurları Ruggero II (ö. 1157) ve Friedrich II (ö. 1250) olan Norman kralları döneminde kültürel alışveriş zirveye çıkmıştı. Bu iki merkez, olgunluğunun en üst noktasındaki İslam düşüncesi ile henüz ergenlik çağındaki Batı düşüncesi arasında temas noktalarıydı. Bunun belki de en önemli nedeni, her iki merkezin İslam Devleti ile Hıristiyan Avrupa arasındaki sınırda yer almalarıydı.

İlk olarak Endülüs İslam medeniyeti ile komşu ülkelerin düşünce merkezleri arasındaki kültür alışverişine bakabiliriz.

İber yarımadasında yaşanan kültürel alışveriş, sonraları Papa Silvestre II adıyla tanınacak olan Gebert d'Aurillac'ın yaptığı geziyle başlamıştır. "Hikmet"i arayan bu Avrupalı, yaptığı gezi çerçevesinde önce Cordoba'ya (Kurtuba) gelmişti. Saygın ve güvenilir tarihçilerle, kendisi de bir tarihçi olan Ademar de Chabannes'ın tanıklık ettiği bu gezi hakkında hiç bir kuşku taşımamaktadır.

Gerbert d'Aurillac, 967-970 yılları arasındaki uzun gezisinde İspanya'yı dolaşmıştı. Rahib Vich'in refakat ettiği d'Aurillac bu üç yılı İspanya'da nasıl geçirmiştir? Bazı tarihçilerin iddia ettikleri gibi sadece Katalonya'da mı kalmıştır? Dönemin Katalonya'sında bu zeki rahibi üç yıl meşgul edecek ne gibi ilmi faaliyetler vardır? Bu soruların doğru cevabı, Rahip Gerbert d'Aurillac'ın Katalonya'da kalmayıp oradan dönemin ilim ve kültür merkezi olan başka bir şehre gittiğidir. Bu şehir, o yıllarda el-Hakem II'nin (ö. 366 h.) yönetiminde bulunan Cordoba (Kurtuba) idi. Üç yıllık gezinin Gerbert üzerinde büyük etkileri olmuş, müslümanların ilimlerine duyduğu ilgi ve bunları hıristiyan Avrupa'da yaymaya dönük arzusu daha da güçlenmiştir.

Müslümanlarla batılılar arasındaki kültürel alışveriş, 1085 yılında İspanyollar'ın Toledo'yu geri almalarından sonra zirveye ulaştı. Bu gelişmeyle birlikte şehir müslüman Endülüs ile hıristiyan İspanya'nın sınırı haline gelmişti. Öteden beri çok önemli bir merkez olan Toledo, Vizigot Krallığı döneminde de ülkenin başkenti olmuştu. Tavâif-i Mülûk döneminde Zünnûn Oğulları Krallığının sınırlan içinde kalan şehir, bu hanedan sayesinde görkeminin doruğuna çıkmıştı, h. 478 yılında Alfonso VI tarafından ele geçirildiğinde doğudan gelen binlerce yazma eserin bulunduğu büyük kütüphaneleriyle tanımaktaydı. Şehirde yan yana yaşayan üç büyük dinî topluluk vardı: Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler. Bu topluluklardan üçüncüsü, ilk iki topluluk arasında köprü vazifesi görüyordu. Yahudiler, hem ticaret, hem de kültürel alışverişte aracılık ediyorlardı. Toledo Patriği Raimondo (1126-1152), Arapça yazılmış kitapların gerek İbrânice, gerekse yerleşik Roma diliyle tercüme edilmeleri noktasında yahudileri teşvik etmekteydi. Ardıllarının da onu izlemesi sonucu bu çeviri hareketi yaklaşık bir asır sürdü. Belki de bu yüzden tarihçiler, sık sık Toledo şehrindeki "Çevirmenler Okulu"ndan sözederler. Oysa şehirde fiziksel anlamda böyle bir mekan veya heyet yoktu. Bu anlamda bir okul Halife Memûn tarafından "Dârü'l-hikme" adıyla h. 215 yılında kurulmuş ve burada çalışan çevirmenler, Grekçe veya Süryânice yazılmış kaynakları Arapça'ya çevirmişlerdi. Toledo'da bu tarz bir mekan olmamasına karşın çok sayıda serbest çalışan çevirmen vardı. Şehrin değişik kütüphanelerinde çeviri yapan bu kimseler, Arapça yazılmış bilimsel kaynakları Batı dillerine çevirmekteydiler.

Toledolu çevirmenlerin öncelikli ilgileri, Arapça'ya çevrilmiş Grek asıllı kaynaklara dönüktü. Avrupa, Grek kaynaklarından neredeyse tamamen kopmuş bulunuyordu. Kıtanın sınırlı bilimsel varlığı; V. yüzyılda Vandallar döneminde Kuzey Afrika'da yaşamış Marciona Capella, Doğu Vizigotlar döneminde VI. yüzyılda İtalya'da yaşamış Boéce, Batı Vizigotlar döneminde İspanya'da yaşamış Saint İsador ve VIII. yüzyılda İngiltere'de yaşamış Béde'in yazdığı kısır ve yüzeysel bilgilerden ibaretti. Bu şahısların metinleri, yitik Grek kültürünün kırıntılarından öte gitmiyordu. Dönemin Avrupa'sında bilimsel araştırmalar olabildiğince sığ ve dinadamı zümresiyle sınırlıydı. Bunu değiştirebilecek tek gelişme, taze ve münbit bir kaynağın desteği olabilirdi. Bu da, müslümanlara ait bilimler, özellikle de onlar tarafından yaşatılmış Grek mirası olmuştur. İşte bu yüzdendir ki çeviri hareketi, Arapça yazılmış Grek kaynaklarıyla başlamıştır.

Çeviri seferberliğinin ilk neferlerinden biri olan Domingo Gonsalvo'nun [Dominicus Gundissalinus] (Ö. 1180) çeviri çalışmaları, 1130 yılından 1170 yılma kadar uzanmaktadır. Kendisi Arapça'dan Latince'ye yapılan çeviri çalışmaları alanında Orta Çağ'ın en tanınmış çevirmenlerinden biri olarak bilinir. O yıllarda çeviri yapılırken şöyle bir yol izlenirdi: Arapça'yı iyi bilen bir yahudi, önündeki Arapça metni şifahî olarak İspanyol yerel diline çevirirdi. Gonsalvo da yerel dilde söylenenleri Latince'ye aktarırdı. Bu yolla çevirdiği eserler arasında, Fârâbî, İbn Sina, Gazzâlî ve İbn Cebirol gibi şahsiyetlerin bir çok kitabı bulunmaktadır. Onun kadar tanınmış bir diğer çevirmen de Juan b. Dâvud idi. Bu ikilinin ortak çalışmaları da olmuştu. Nitekim İbn Sina'nın Fi'n-nefs adlı kitabını birlikte çevirmişlerdi. Bu Juan b. Dâvud ile Yuhannâ el-İsbânî [Johannes Hispelansis] çoğu zaman karıştırılmaktadır, ikinci şahıs da, astroloji ve astronomi dallarında bir çok çeviriye imza atmıştır. Çevirdiği kaynaklar arasında el-Harizmî'ye ait kitaplar da bulunmaktadır. Batı dünyası onun çevirileri sayesinde Hint hesap sistemini ve ondalık hesap düzenini öğrenmiştir. el-Harizmî'nin Batılılar üzerindeki etkisi o kadar büyük olmuştur ki, ondan öğrendikleri hesap sistemini onun adıyla anmış ve Alguorismo demişlerdir. Biz ise el-Harizmî'ye nisbet edilen bu hesap düzenini modern çağda "Logaritma" olarak çevirmiş ve kullanmaya başlamışızdır. Oysa komik bir şekilde "Logaritma" veya "Logaritma Cetvelleri" olarak çevirmek yerine "Harizmiyât" veya "Harizmî Cetvelleri" şeklinde çevirmemiz gerekirdi. Avrupa'nın "Sıfır"la tanışması da, el-Harizmî sayesinde olmuştur. Arapça'ya Hintçe aslı boşluk ve hiçlik anlamına gelen "Sunya" kelimesinden bozularak "Sıfr" şeklinde çevrilen "Sıfır" Latince'ye "Cifra, Cifrum" şeklinde tercüme edilmiştir. Günümüz Avrupa dillerinde de aynı sözcüğün değişik biçimlerini görmekteyiz. Örneğin Fransızca'da "Chiffre", İtalyanca'da "Cifra" gibi. Öte yandan diplomaside kullanılan sembolik dil yani "Şifre" kavramı da, sayılara dayalı olduğu için bu isimle anılmıştır.

Arapça'dan Latince'ye yapılan bu çeviri hareketinden İspanyollar dışında yararlanan Avrupalılar'ın belki de ilki Bath'lı Adelhard idi. Gezgin bir bilgin olan bu zât, 1115 yılında Fransa, Sicilya, Klikya ve Suriye'yi dolaşmıştı. Adelhard 1126 yılında el-Harizmî'nin Zîcu's-Sindhind adıyla bilinen astronomi cetvelini İspanyolca'dan çevirmişti. Mesleme el-Mecrîtî tarafından tashih edilen bu kitap Batı'da Tabulas Astronomicas adıyla tanınmıştır.

Kültür alışverişinin tüm canlılığıyla yaşandığı ikinci merkez Sicilya idi. Sicilya'nın bu Özelliği, h. 484 yılında Normanlar'ın adayı ele geçirmesinden sonra öne çıkmıştır. Bilindiği üzere ada h. 212 yılında Ağlebîler tarafından fethedilmiş ve h. 272 yılma kadar da müslümanların idaresi altında kalmıştı. Müslümanların ada üzerindeki etkileri Norman döneminde de sürmüştür. Örneğin Norman kralı Ruggero II saray hayatında neredeyse tamamen Fatımî saray düzenini taklid ederdi. Salona çıkarken üzerinde Kûfî hattıyla yazılmış Arapça kelimeler bulunan parlak pelerinler giyerdi. Ruggero II döneminde hıristiyan ve yahudi bilginlerin yanyana çalıştıkları bir akademi kurulmuştu. Burada çalışan bilginler, Toledo benzeri bir çeviri faaliyetine ihtiyaç duymaktaydılar. Bu düşünceyle biraz gecikerek de olsa Sicilya'da da çeviri seferberliği başlatıldı. Ruggero II'nin oğlu Guillaume I döneminde çeviri faaliyeti artmış ve sadece Arapça'yla sınırlı kalmayarak Yunanca kaynaklara da yönelmiştir. Hatta Guillaume I'nin meşhur veziri Ertrico Aristippo, Aristo'nun el-Asâru'l-Ulviyye (Meteorologica) adlı kitabını Grekçe'den çevirmişti. Enrico, Amiral Eugenio de Palermo ile birlikte 1160 yılında Batlamyus'un el-Macestî adlı kitabını Arapça'dan Latince'ye çevirdi. Eugenio de Palermo, Batlamyus'un el-Menâzır adlı kitabını da Arapça'dan çevirmişti. Sicilya'daki çeviri çalışmalarına katılan Italyanlar'dan biri de Gerardo de Cremona [Cremona'lı Gerard] (1114-1178) idi. Bu zât, astronomiye olan derin ilgisinden dolayı Toledo'ya gitmiş ve orada özellikle Batlamyus'un konuyla ilgili kitaplarım etüd etmişti. Doğal olarak bunların başında da el-Macestî geliyordu. Batlamyus'un bu eserine konuyla ilgili büyüklüğünü takdir ederek "En büyük, en yüce" demişlerdi. Araplar da bu lakabı, Arapça'ya aynen çevirerek bir anlamda kitabın ismi haline getirmişlerdi. Gerardo bu büyük eseri 1175 yılında Latince'den çevirdiğinde Aristippo'nun yaptığı çeviriden habersizdi. Ama onun çevirisi çok daha bilinir ve kabul görür olmuştur. Gerardo astronomi, cebir, hesap ve tıp alanlarında yetmişten fazla kitabın çevirisini yapmıştır.

Toledo şehrindeki çeviri hareketleri XIII. yüzyılda da sürdü. Avrupa'nın büyük bilginleri şehre konuk oldular. Bunlardan biri olan Michael Scott çeviri faaliyetlerine de katılmış ve İbn Sina'dan çeviriler yapmıştır. Toledo'nun tanınmış çevirmenleri arasında Markos'u da unutmamak gerekir. Bu zât Galenos'un tıpla ilgili Arapça kitaplarını, Kur'an-ı Kerîm'i ve tevhîd ilmine dair bazı kitapları çevirmiştir. Özellikle belirtmemiz gereken çevirmenlerden biri de Hermannus Alemanus'tur. Bu bilgin, 1240 yılında İbn Rüşd'ün Aristo'nun Ahlak adlı eserine yaptığı şerhi ve yine onun Telhîsu'l-Hatabe adlı kitabını çevirmişti.

Bilge Alfonso döneminde çeviri hareketi daha da hızlandı. el-Mübeşşir b. Fâtik'in Kelile ve Dimne ve Muhtâru'l-hikem adlı kitapları bu dönemde İspanyolca'ya çevrilen eserlerdendir. Ayrıca astronomi dalında da onlarca kitap çevrildi. Bu kitapların İspanya ve Avrupa'da yapılan bilimsel çalışmaların gelişmesinde oynadığı rolü inkar etmek mümkün değildir. Bu çeviri faaliyetinin bir diğer etkisi de İspanyol dili üzerinde olmuştur.

Buraya kadar aktarılan bilgilerden de anlaşılacağı üzere, Avrupa'nın bilim ve edebiyat alanında yaşadığı rönesansta Arapça'dan İspanyolca ve İtalyanca'ya yapılan çevirilerin büyük rolü olmuştur.

BATI DÜŞÜNCESİNİN OLUŞUMUNDA İSLÂM’IN ROLÜ
Prof. Dr. Abdurrahman BEDEVÎ
Türkçesi: Muharrem TAN
İz Yayıncılık, 2002
Sf, 7-12
Orijinal adı:
Devru’l-Arab fî tekvîni’l-fikri’l-Eurûbî

BU TAHLİL ALINTIDIR. ANA KAYNAK İÇİN TIKLAYINIZ>>>