SERHAT GÖK - FRANTZ FANON'UN YERYÜZÜNÜN LANETLİLERİ KİTABI ÜZERİNE

Frantz Fanon 20. yüzyıl düşün hayatının en önemli simalarından... 36 yıllık kısa bir ömür... Otuz beşinde Omurilik lösemisine yakalanır. Bir yıllık ömrü kaldığını öğrenir. Öleceği zamanı bilerek geçirdiği son bir yılında en önemli eseri "Yeryüzünün Lanetlileri" adlı eserini yazar. Batının kirli yüzünü, beyaz adamı ve yaptıklarını deşifre eder bu yapıtıyla. Özelde Afrika uluslarının genelde bütün sömürülen ulusların sömürge olmaktan çıkmasının reçetesini sunar.

Bu yapıtına önsöz yazmaya ikna ettiği Sartre bile bir Batılı olarak karşı çıkamaz Fanon'a. Batının kirli yüzünü apaçık olarak Sartre da, yazdığı önsözle kabul etmiştir. Sartre Fanon'un bu yapıtına 3. dünyanın kendini keşfetmesi diyor. Sartre'a göre sömürüler sayesinde zenginleşen Avrupa, sömürü faaliyetleriyle bu zenginliğe ulaşmıştır. Bunun yanında sömürülenler ilkel, öteki, yerli, yoksun, evsiz ve mülksüzdür. Sömürgeleşen topraklar bir taraftan Avrupa'nın zenginleşmesine yardımcı olmuş, diğer taraftan da Avrupa'nın tanımladığı kadarıyla insan olabilmişlerdir. 

Fanon sömürgeleşen ulusların kurtuluşunu, uyanışını sömürgesizleştirme hareketi olarak ele alır. Sömürgesizleştirme hareketi şiddet olmadan olamaz. Uluslar sömürgeleşmekten usanmış ve bıkmıştır. Büyük bir değişime özlem duymaktadırlar. Bu değişim ihtiyacı, sömürülenlerin bilincinde sürekli olarak ham ve zorlayıcı bir şekilde vardır. Aynı zamanda sömürgecinin de bilincinde dehşet verici bir gelecek olarak bulunmaktadır.

Fanon'a göre sömürgesizleştirme sonuncuların birinci olmasıdır. Ve bu da şiddetsiz ve kansız olabilecek bir şey değildir. Zira sömürge ülkelerde sömürülen ile iktidar arasında bağlantı yoktur. Kitle sürekli olarak asker ve polis dipçiği ile hizaya getirilir. Sömürü şiddetle başlamıştır ve şiddetle devam etmiştir ya da korunmuştur. Öyleyse sömürgesizleştirme de şiddetle başlayıp şiddetle korunacaktır.

Fanon'a göre sömürenler sömürülenleri değersiz görür ve ötekileştirir. Sömürülenler yerli olarak tarif edilir ve yerliler ahlak yoksunu, değer tanımaz ve anti modern ilkellerdir. Sömürülen, Avrupalının kendisine biçtiği bu elbisenin dışına çıkmaz, çıkamaz. Yine de sömürülenler sömürenlere özenir ve onların ulaşılmaz hayatlarını hayal eder, elde etmek isterler. Bunların yanında sömürenler sömürdükleri hakkında hayvanımsı ifadeler kullanmaya devam eder ve onları tanımlamaya, zincirlerini artırmaya devam ederler. Bu nedenle Fanon misyonerliği ve kiliseyi tanrıya davet eden bir kurum olarak değil de beyaz adamın yoluna davet eden bir kurum olarak görür.

Sömürgesizleştirme sömürgeci aydınların dayattığı bazı değerlerin yerliler tarafından reddiyle başlar. Sömürgecilerin en önemli değeri olan bireysel çıkar yerine kolektif çıkar yerlilerce benimsenir. Bu aşama sömürgesizleştirmenin önemli aşamasıdır. Kitle bireycilikten sıyrılıp kolektif çıkarı önemsediği zaman sömürgesizleştirme başlayacaktır. İkinci olarak da sömürgecilerin yazdığı yalan tarih, yağma tarih yerine kendi tarihini benimsemek, sömürülenlerin sömürgesizleştirme hareketinin önemli aşamasıdır.

Sömürülenler sömürge dönemi boyunca uzunca bir süre kendi gelenekleriyle ve mistik olarak özgürlüğü içlerinde hissederek yaşarlar. Zira özgürlüğe pratikte yer yoktur. Özgürlüğe ulaşmak için içinde saklı bir şiddet dürtüsü vardır. Eski mitler, danslar ve gelenekler bu şiddet dürtüsünün içte kalmasına neden oluyordu. Sömürgesizleştirme döneminde ise bu dürtü pratikte yer bulmaya başlar ve sömürgecinin karşısına çıkar.

Fanon'a göre sömürgesizleştirme hareketinin önündeki en büyük engeller; sömüren burjuvazi, sömürülen ülkede sömürgeden fayda sağlayan siyasiler ve aydınlar, sömürülenler arasında kendi bireysel çıkarını düşünen azınlık bir grup. Bu üç engel sömürgesizleştirme hareketi sonrasında bertaraf edilecektir. Sömürgeciler halkın bu meşru şiddeti karşısında tutunamayacak ve uluslar bağımsızlığına kavuşacaktır.

Fanon Avrupa'yı kelimenin tam anlamıyla üçüncü dünyanın yarattığını düşünür. Bu nedenle Avrupa'nın zenginleşmesi üçüncü dünyanın fakirleşmesine neden olmuştur. Avrupalı gelişmiş ülkelerin yardım adı altında üçüncü dünya ülkelerine gönderdikleri malzemelerin zaten üçüncü dünya insanının hakkı diyerekten yardım olarak görülmesini eleştirir. Çünkü Avrupalı sömürgeciler, sömürüyle ötekilerin olan her şeyi almıştır ve zenginleşmiştir.

Fanon sömürgesizleştirme hareketinin sonunda -sömürgecilerin topraklardan fiili olarak çıkarılmasının ardından- milli bir burjuvazinin ortaya çıkmasını anlatır. Bu burjuvazinin adı millidir fakat kendisi milli olamamıştır. Bu şekliyle ortaya çıkan milli burjuvazi sömürgecilerden kalan mirasa konar. Onlara göre millileşme ulusun istekleri ve toplumun durumuna göre devleti planlamak değildir. Ne büyük hata! Bu milli burjuvaziye göre millileşme sömürge döneminden miras kalan ayrıcalıkların kendi ellerine geçirilmesi demektir.

Bu nedenle Batının sömürgesizleştikten sonraki taktiksel değişiklikleri bu adı milli kendi milli olmayan burjuvazi tarafından önceleri sömürge topraklar olan yeni bağımsız devletlerde çabucak kabul görür ve kitlelere yayılır. Avrupa'nın taktiklerini milli burjuvazi, kendi kişisel çıkarları için görmezden gelir. Kısacası mesele millet değildir, mesele ayrıcalıkları elde tutmak ve yeni ayrıcalıklar elde etmektir. Ne acınası bir durum! Türkiye Cumhuriyeti de uzunca bir süre sahte bir millileşmenin kurbanı oldu, oluyor.

Batı artık az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri pazarı haline getirmek için asker dipçiğine ihtiyaç duymaz. Kendisine yardımcı sahte milli burjuvazi sınıfı onun askeri olmuştur ve ülkede yeni türden bir sömürü hüküm sürer. Ulusal burjuvazimiz yıllarca misyonunu yani Avrupa'ya aracılık etmeyi sürdürmüştür. Bu aracılık sayesinde çeşitli zenginlikler ve imtiyazlar elde etmiştirler ama bunu yaparken de ülkelerine ihanet etmiştirler.

Burjuvazi bu aracılığa her alanda hizmet eder. Batı fiilen ülkemizden çıkarılmıştır ama manevi tahakküm milli burjuvazimiz ve entelektüellerimiz aracılığıyla ülkede devam etmektedir. Gelişmekte olan ve az gelişmiş ülke insanlarının kulaklarına üstünlüğün batıda olduğu fısıldanır. Daha sonra yığınlar buna inandırılır ve Batıdan gelen her yenilik olumlu-olumsuz fark etmeksizin ülkeye sokulur. Bu nedenle bağımsızlık mücadeleleri manevi platformda devam etmektedir.

Fanon'a göre sömürgesizleştirme hareketi sonucu ortaya çıkan bağımsız yeni devletteki ulusal burjuvazinin hali budur. Afrika Birliğine de bu ulusal burjuvazilerin çıkarlarının tamamen göz ardı edilmesiyle ulaşılabilir. Zira halkın içinden çıkarak halka sırt çeviren yeni devletin burjuvazisi kişisel çıkarlarıyla bu birliği tehdit etmektedir ve birliğin sağlanmasını engellemektedir.

Yeni devlette siyasal partilerde bireysel çıkar sendikasına dönüşmüştür. Gariptir bugün partilerin amacı ya da işlevi halkın taleplerini daha iyi formüle etmek ve ihtiyaçların saptanmasına ve iktidarın daha iyi kurulmasına yardım etmek değildir diyor Fanon ve devam ediyor, bugün partilerin misyonu tepeden verilen emirlerin halka iletilmesidir. Yani devletin gayri milli burjuvazisi kendi çıkarlarını partiler aracılığıyla devletin ideali yaptırma gayretindedir. Bu nedenle burjuva partileri ele geçirir ve dizginler.

Artık partiler halka değil bu genç burjuvaziye hizmet eder. Yabancılarla çeşitli antlaşmalarla zenginlik artırılır. Bunun yanında halkın yoksullaştığını söylemeye gerek yok sanırım. Her şey doğasına aykırı başladığı için doğaya aykırı olarak devam etmektedir. Maalesef ki Fanon'un bu çıkarımlarını Türkiye Cumhuriyetine de olduğu gibi aktarabiliriz. Batının tahakkümü ve Batı komutalı burjuva Milli bir güç olarak devletin güçlenmesinin önündeki en büyük engeldir.

Avrupa'nın sömürge siyaseti, sömürülenlerin bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte mağlup olmuştur. Sartre da Avrupa'nın yenildiğini yazdığı önsöz ile kabul etmektedir. Fanon sömürgesizleştirme, Sartre sömürgesizleştirilme olarak bu sonu ilan eder. Lakin Avrupa bu yenilişle beraber mağlubiyeti kabul etmeyip taktik değiştirerek sömürülen ülkelerde barınmaya çalışmıştır.

Bu taktik Batı Modernizmin sömürülenler arasında özendirilmesi ve üstünlüğün batıda olduğu sayıltısının sömürü ülkelerinde yaygınlaştırılmasıdır.. Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nde de bu türden bir modernizm, etkisini göstermektedir ve birçok aydını salt taklitçi olarak batı modernliği sevdasına sürüklemektedir. Cumhuriyetten bu yana geçen yaklaşık bir asır boyunca Batı tahakkümlü bir modernlik arayışı Batının taktik değiştirmesi olarak görülebilir. Anadolu kurtuluş savaşıyla kazandıklarını Batının taktik değişikliğiyle ortaya çıkardığı bu Modernizm yaygarasından dolayı Batının yeni stratejilerine boyun eğerek kaybetme yolundadır.

Batı tahakkümlü Modernizm ve onun aşıkları sayesinde, Batının asker zoruyla değil de ekonomik anlamda sömürüsü meşru bir zeminde Anadolu'da yeni bir kurtuluş hareketi doğuşunu gerektirmektedir. Artık hasta adam Avrupa'dır ve Avrupa türlü hastalıklarını çeşitli taktik değişiklikleri ile adeta tedavi etmeyi amaçlamaktadır. Modernizm kisvesi altında sömürünün ekonomik olarak meşrulaştırılması Avrupa'nın kendi hastalığının en önemli şırıngasıdır. Bu şırınganın içini dolduracak kurtarıcı sıvı ise ekonomik ve modernlik anlamında Batının üstünlüğü sevdasına kapılıp özünden kopan ülkelerin zenginlikleri olacaktır.

Sömürge döneminde asker dipçiği ile hizaya getirilen 3. dünya ülkeleri Batının bu taktik değişikliğiyle ekonomik olarak hizaya gelmeye devam ettikçe Avrupa'nın ömrü biraz daha uzayacaktır belki. Lakin son kaçınılmazdır. Fiili olarak Bağımsızlık mücadelelerini kazanmayı başaran tüm uluslar, Batının bu taktik değişikliğini anlayıp çözümlemeye başladıkça yığınlar tekrar harekete geçecek ve Avrupa sömürüsünü her anlamda ve alanda sonlandıracaktır. Bu nedenle cahil okur ya da cahil aydın olmamak gerekmektedir. Cumhuriyetten bu yana gerçek aydınlarımız yok denecek kadar azdır. Türk Cumhuriyeti cahil okurları ve aydınları sayesinde manevi bir aydınlanma geçiremedi.

Özünü bilmemenin getirdiği cahillikle okur olmaya aday olan her Türk, Türk aydınlanmasının önünü tıkamıştır. Cahil okurlarımız ve aydınlarımız tam anlamıyla cahil olan yurttaşlardan daha çok zarar vermiştir Türk aydınlanmasına ve manevi bağımsızlık mücadelesine. Cahil okurlarımız modernleşti fakat özünden koptu ve millilikten uzaklaştı. Aydınlarımız ve okurlarımız kendini bilmeden okumalar yaptı ve nihayetinde hem kendilerini yitirdiler hem de Türk aydınlanmasının önünü tıkadılar. Bu durumda manevi bağımsızlık mücadelesinde derin yaralar almamıza neden oldu ve Batı sömürüsünün elini güçlendirdi.

Şimdi cahilliğimizin farkına varıp kendimizi tanıyıp okumalar yapma zamanıdır. Milli mücadele bu farkındalıkla tekrar başlamalı ve manevi kuvvetler harekete geçirilmelidir.

Son olarak Fanon az gelişmiş ülkelerin sömürgesizleştirme hareketi sonrasında nasıl yapılanması gerektiğini ve hükümetlerin yapması gereken çalışmaları şöyle sıralar:

1. Kitleler, hükümetin ve partilerin kendi hizmetinde olduğunu bilmelidir ve partiler de buna göre hareket edip halka hizmet edici misyon edinmelidir.

2. Halk hiçbir zaman dışlanmamalıdır ve halktan gruplarda kendini dışlanacak konuma sokmamalıdır.

3. Ulusal hükümet tüm ulusun sorumluluğunu almalıdır.

4. Geri bölgelerin uyandırılması ve geliştirilmesi olmazsa olmaz ilke olmalıdır.

5. Gençliğe önem vermek gerekir. Az gelişmiş ülkelerde gençliğe çoğunlukla sanayileşmiş ülkelerin eğlence anlayışı pazarlanır. Bu alanda hükümetin görevi batıdan geleceklere filtre olmak ve istikrarlaştırıcı vazifesi görmektir.

6. Mülkün sahibinin halk olduğu bilinmeli ve bütün ürünlerden hiç kimse mahrum kalmamalıdır.

7. Batıdan gelecek her şey filtreden geçirilmelidir.

8. Bireysel çıkarlar terk edilmeli ve kolektif bilinç, milli bilinç halka aşılanmalıdır.

KAYNAKLAR:

Cemil Meriç, Işık Doğudan Gelir, İletişim Yayınları, 8. Baskı, İstanbul, 2014.

Cemil Meriç, Bu Ülke, Ötüken Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 1979.

Frantz Fanon, Yeryüzünün Lanetlileri, çev.: Şen Süer, Versüs Kitap Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, Kasım 2007.

Nurettin Topçu, Kültür ve Medeniyet, Dergah Yayınları, 6. Baskı, İstanbul, Eylül 2012.