İNSAN NE ALACAK, İNSANA NE KALACAK - PEYAMİ SAFA GÜLAY

Hayatımda bir defa şiir yazmaya cüret ettim. Bunun benim adıma bir hadsizlik olduğunu, bırakın şiir yazmayı iyi bir şiir okuru bile olmadığımı, mezkûr metnin devamında, nasıl karşılanırsa karşılansın, şiir yazma girişimine devam etmeyeceğimi de bilerek tezahür etmiş bir cüretti bu. Ortaya çok iyi bir metin ve fakat kötü bir şiir çıkmıştı, bunu da görebiliyordum. Çok şükür metin gerçek bir şairin önüne gitmişti de, esasen kendisi olan hisleri bu hissi temsil eden kelimelere satmak durumunda kalmamış, yayınlanmak kaybına uğramamıştı. İyi ama, bütün bunlar böyle olduysa, neden böyle oldu? Bir insan neden haddine olmadığını zaten bildiği bir şeyi yapar, sonucu, yayınlanmayı bir kayıp olarak görmesine rağmen -ki bu, her şiir için böyledir- bir yere gönderir ve hadi gönderiyor, metnin yayınlanmamasına neden sevinir?

Tüm bunların, tabii eğer önemliyse, anlaşılabilmesi, “insan bu dünyadan bir şey mi alacak yoksa insana bu dünyadan bir şey mi kalacak?” sorusuyla alakalı gibi görünüyor. Ne kadar inandırıcı olacağını bilemem, fakat şahsımı o metni yazmaya teşvik eden şey, geride iyi bir şiir bırakmaktan ziyade bir şiir denemesi olarak kötü bir metin bırakmak arzusuydu. Bu arzuyu bir saçmalıktan ayıran şey, bu sonuca kastedilmemiş olmasıdır. Yani metin elbette ortaya iyi bir şiir çıksın diye oluşturulmuştu. Fakat bu becerilememişti. Bir şey istenilmiş ve alınamamıştı. Dünyada bir başka şey yoktur ki, insanı esasen olması gereken yere bu kadar yaklaştırabilsin: Bir şey istenilmişti ve alınamamıştı.

Bu dünyada almak istediğimiz şeylerle mi yoksa bize kalacak şeylerle mi ilgileniyor olduğumuz, bütün hikayemizin kaderini de tayin edecek. İnsan elbette, tabii aynı zamanda hayırlısıysa, bir şeyin kendisine nasip olması için dua edebilir, bunu isteyebilir. Fakat bir şey ile o şeyi almak için ilgilenmekle, kendisinden bize bir şey kalacak olduğu için ilgilenmek arasında uzlaştırılamaz bir fark vardır. Bir şeyi almak istediğimizde onu ve onunla ilgili şartları da belirlemek isteriz. Fakat ikinci durumda, bir şey ile kendisinden bize bir şey kalacak olduğu için ilgilenmemiz durumunda, halihazırda mevcut olan şartları tevekkülle kabul etmek durumunda kalırız. Almak istediğimiz şey, dizayn etmek istediğimiz bir şeydir (bu arada bu, zaten mümkün değildir.) Kendisinden bir şey kalacak olan şey ise, zaten bizim için takdir edilmiş olanda mündemiçtir. Almak istediğimiz şey bizden sonra da bu dünyada kalacaktır. Kendisinden bize kalan, bu dünyayı terk edecektir. Bu dünyayı, bizimle birlikte terk edecek, varlığını bizimle birlikte sürdürecektir.

Almak istememek, ebediyen bizimle kalacak olanlarla bir araya gelebilmeyi niyaz etmek: Herhalde dünyada doğruya en yakın bir şekilde verilmiş bir sınavın sonucu, böyle görünürdü.

Yorumlar