NAİM KARADAŞ - VURUN AHLAKA, BIRAKIN ÂDEMOĞLUNU ÖZGÜR!

İşte o iki süslü, iki havalı, birbiriyle mündemiç iki berceste diyebileceğimiz kelime… Ahlak ve özgürlük. Düşünce tarihinin en başından beri yan yana geldiğinde insanları feveran tartışmalara götüren bu iki kelime ahlak felsefesinin de en temel kavramlarından ikisi olmuştur. Yazıya, ahlak nedir, toplumun olmazsa olmazı mıdır, herhangi bir müeyyideye ihtiyacı var mıdır vs. sorularını soraraktan başlamak, öyle sanıyorum ki meramımızı anlatmakta kullanacağımız argümanların daha sağlam bir zemine oturması açısından önemlidir.

Bireyin kimliği, karakteri, şahsiyeti yaşamış olduğu toplumsal yapının ahlaki iklimine göre şekillenmektedir. Bu anlamda ahlak kuralları kişinin özgürlüğüne çerçeve çizen toplumsal yaşama için gerekli kurallar silsilesidir. Ahlak “ bir bireyin bir halkın bir toplumsal sınıfın bilinçli yaşamına hâkim olan inanç ve tasarımlar topluluğudur. “( Delius 1990 : 312) “Günümüzde “modern” insanın ahlâka ihtiyacı olup olmadığı ve mevcut ekonomik, siyasi, toplumsal alanları ahlâkla irtibatlı olarak kavramanın imkanı gibi meselelerle birlikte ahlâkın hayatımızdaki yeri tartışılır durumda. Etrafımıza baktığımızda maalesef insanlar ahlak dediğimiz düsturu ne kadar hayatının dışında tutarsa o kadar başarılı olur o kadar popüler olur ve toplumda kabul görür şeklinde yorumluyorlar ve ona göre yaşamlarını sürdürüyorlar. Ve maalesef piyasa da bu duruma çanak tutuyor. Filmin başrol oyuncusunun içinde müstehcen sahne var diye oynamak istememesinin sonucu olarak oyuncu kadrosundan çıkarılması korkusu, ahlakı, ekonomik ve sosyal hayatın “kenarına” atmayı öğütlüyor maalesef. Oysa ahlâklı olmak, insan hayatının bir parçasında, kenarında bulunmaktan ziyade, insan olmanın ta kendisidir. Peki, ahlak demek insanla müsemma bir şeyken, bu durumun müeyyide ile kayıtlanması onun içeriğini, anlamını daraltmaz mı? Farabi’nin de el-Medinetü’l-Fâzılasından mülhemle burada bir müeyyideden veya bir düzenlemeden söz edilecekse, bunu ahlâki davranmayı varoluş ilkesi olmaktan çıkarmış, amaca bağlı rasyonaliteyi varoluş ilkesi haline getirmiş formel kurumlar için söz konusu etmek gereklidir. Bu şekilde, söz konusu varoluş ilkesinden sapmanın sebep olduğu “insanlığımızda eksilme” hali ile de başa çıkılmış olacaktır. Herhangi bir müeyyide ile kayıtlanmamış ahlâkilik “kendini ıslah ederek iflah olma, tekâmül etme” temelinde yükselecektir.”

Ahlak kavramıyla ilintili olarak, sınırsız bir özgürlük durumu hiçbir toplumda, klanda, devlette adına ne dersek diyelim insanoğlunun kolektif olduğu hiçbir zeminde kendine karşılık bulamaz. Özgürlüğün varlığı için bir hudut gereklidir. Özgürlük, bilinç ile mündemiç bir kavramdır ve onun anlamını idrak edebilen özne ile anlam taşır. Özgür olamamak demenin kelime karşılığı, bir yoksunluk hali, yetkin olamama durumudur. İnsan ( sağlıklı, bilinci yerinde olan bir insan tabi ki kastımız ) özgür iradesiyle eylemde bulunur ve bu eylemin sonuçlarına katlanır. İşte tam olarak burada “sonuçlarına katlanır “ kelime grubunun içini sorumluluk doldurur. Zira kendi seçiminin sonucundan kendini sorumlu hisseden, bu sonuçları göğüsleyebilen bir birey özgür bir bireydir. Bu sebepten özgürlük ve sorumluk kelimeleri ilk bakışta birbiri ile çelişik gibi görünse de haddizatında böyle bir şey söz konusu değildir. Bu noktada ahlak, özgürlük önündeki bir engel değil, tersine özgürlüğün gerçekleştiği kültürel manevi bir zemindir

Evet, konuştuğumuzda rahat bir şekilde insanın özgür olduğunu özgür olması gerektiğini, kendi kendine sınır çekmenin ya da toplumsal baskıyla belli çerçevelere uymanın abesle iştigal olduğunu söyleyerek polyannacı bir tutum, tavır sergileyebiliriz. Lakin hemen arkasından bunun pek de mümkün olmadığını başta kendimize olmak üzere derhal itiraf ederiz.

Devamı gelecek...

Yorumlar

Müfîd Ne Demektir?

İfâde eden, meramı güzel anlatan. Mânalı, mânidâr. Faydalı, faydayı mucib olan. Mütâlâsından istifade olunan.